ALLAH’A TESLİMİYETİN DUASI
İnsan, çoğu zaman gücünün yetmediğini fark ettiğinde duaya sarılır. Bazen bir acının ağırlığı, bazen bir nimetin şükrü, onu duaya taşır. Kuran’daki dualar; bize yalnızca ne isteyeceğimizi değil, Rabbimize nasıl yönelmemiz gerektiğini de öğretir.
Bu dualardan biri, ilim sahibi müminlerin içten gelen yakarışı olarak karşımıza çıkar: “Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma. Katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz lütfu bol olan yalnız sensin.” (Âli İmran 8).
Bu dua, Allah’a teslim olmuş gönüllerin sesidir. Çünkü ilim, sadece bilmek değildir. İlim, kalbi Allah’a yaklaştıran ve insanı O’nun rahmetine yönelten bir nurdur. İnsan Rabbini tanıdıkça sever, sevdikçe daha çok tanımak ister. İyice tanıdıkça da, aczini fark eder ve O’na daha içten bağlanır.
İman, bir kez elde edilip kenara bırakılacak bir kazanım değildir. Asıl imtihan, doğru yolu bulduktan sonra o yolda kalabilmektir. Ayette geçen “Bizi doğru yola eriştirdikten sonra” ifadesi, imandan sonra da sapmanın mümkün olduğuna dikkat çeker. Çünkü iman, korunması gereken en kıymetli nimettir. Kalp ise, her an değişime açıktır. İnsan çabalar, gayret eder; fakat kalbin sebatı, ancak Allah’ın dilemesiyle mümkün olur.
Mümin, bu gerçeğin farkındadır. Bir yandan doğru yolda kalmak için elinden geleni yapar, bir yandan da duaya sarılır. Çünkü bilir ki; hem maddi hem manevi her nimet, Allah’ın rahmetindendir. Yokluktan varlığa çıkışımız da, kalbimize düşen iman ışığı da O’nun sonsuz merhametinin eseridir.
Rahmet, bu dünyada huzur bulmak ve doğruyu seçebilmek; ahirette ise, bağışlanmak ve cennete kavuşmaktır. Allah’tan rahmet dilememiz, aslında ne kadar muhtaç olduğumuzu itiraf etmektir. “Lütfu bol olan yalnız sensin” demek; yaptıklarımıza değil, Allah’ın sınırsız merhametine güvenmektir.
Eğer insan her şeyi kendi iradesiyle başarabilseydi, duanın ve kulluğun anlamı kalmazdı. Gerçek kulluk; yalnızca emirleri yerine getirip yasaklardan kaçınmak değil, her an Allah’ın yardımına muhtaç olduğunu bilebilmektir. Diğer bir ifadeyle hidayetin de, o hidayette kalabilmenin de Allah’tan geldiğini kalpte hissetmektir.
İnsan kalbi; hem imana, hem de inkâra yönelebilecek bir yapıya sahiptir. Kulun hangi yolu seçeceği kendi sorumluluğudur; ancak sonucu yaratan da Allah’tır. Bu yüzden Hz. Peygamberin (s.a.s.) şu duası ne kadar anlamlıdır: “Ey kalpleri çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl” (Tirmizî).
Allah’ın rahmetinin büyüklüğünü idrak eden bir kalp, o rahmete tutunabilmek için çabalar. Kalbin kararmaması, yolunu kaybetmemesi ve hak üzere sebat edebilmesi ancak O’nun merhametiyle mümkündür. Bu bilince sahip olan mümin, korku ve umut arasında Allah’a yönelir; dua eder. Çünkü dua, insanın iç dünyasının en samimi ifadesidir.
Rahmet Peygamberinin güzel ahlâkına mirasçı olabilen o mutlu kullardan olabilmeyi Yüce Allah bizlere de nasip eylesin inşallah!
(Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri-Diyanet Haber-Hayata Anlam Katan Dualar)

