Diğer Haberler Makaleler 

GÜZEL AHLAK

Genel anlamda, insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümüne ahlâk denir. Türk Dil Kurumunca ahlâk; bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kurallarıdır.

Terim olarak ahlâk, “yaratılışa uygun davranış” anlamına gelir. Ahlâkın, insanın fıtratıyla, yaratılışıyla yakın ilgisi vardır. Rum suresinin 30’uncu ayetinde, peygamberimize “Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa, ona yönel” diye emredilmiştir. Şems suresinin 7-8’inci ayetlerinde; insanın ahlâkî bakımdan çift kutuplu bir varlık olduğu, iyilik ve kötülük yollarından dilediğini seçebilecek bir kapasitede yaratıldığı vurgulanmaktadır. Bu ayetler,“Her çocuğun İslâm fıtratı üzere doğduğunu” haber veren peygamberimizin kelâmıyla birlikte düşünüldüğünde şöyle bir hakikat ortaya çıkar: Demek ki, insanın fıtratı iyice dikkate alınabilse, güzel ahlâkın kaynağına da inilmiş olacaktır.

Ahlâk göreceli bir kavramdır. Yani kişiden kişiye, bölgeden bölgeye, toplumdan topluma değişiklik gösterebilir. Mesela, bazı toplumlarda kadının üstü çıplak bir şekilde toplum içinde dolaşması ahlaki olarak kabul görmezken, Afrika’nın bazı bölgelerinde kadınlar sürekli üstsüz şekilde yaşam sürerler. Bir toplumda evlilik dışı cinsel ilişki normal karşılanırken, başka bir toplumda bu davranış ölüm cezasıyla sonuçlanabilir. Yine, bir evladın, babanın yanında ayak ayaküstüne atmasını hoş görenler olduğu gibi, saygısızlık olarak niteleyenler de vardır. Hatta aynı toplumda, bir zamanlar suç sayılan davranışlar,sonran suç kapsamından çıkarılmış da olabilir.

İnsanlar, atalarından süregelen alışkanlıkları hiç yadırgamadan, sorgulamadan sürdürmeye devam edebilirler. Onlara göre, töreye uygun olanlar güzel ahlâktır, aksi yanlış kabul edilir. Peygamberin tebliğine karşı çıkanların öne sürdükleri mazeretlerden biri de bu konudaydı. Ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “Onlara “Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin” dendiğinde, “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter” derler. Ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda gitmeyen kimseler olsa da mı?” (Maide 104)

Öyleyse toplumdan topluma değişmeyen doğru nedir? İnsanın iyi ve kötü davranışları;neye göre iyi, neye göre kötüdür? Değişmeyen iyiye “mutlak iyi”, değişmeyen doğruya da “mutlak doğru” diyoruz. Mutlak iyi ve mutlak doğru nedir? İnsanlar için neyin iyi, neyin kötü olduğunu en iyi kim bilebilir?

Kendini “âlemlerin rabbi olarak tanıtan yüce Allah, her şeyi en iyi bilen olduğuna göre;mutlak iyi de, mutlak doğru da O’nun bildirdikleridir. Her konuda olduğu gibi, ahlâk konusunda da Allah’ın bildirdikleri net ve belirgindir. Bunları esnek bir hale getirerek sulandırmak; kıyısından, sağından, solundan kırpmak bizi ahlâkî yozlaşmaya götürür.

“Sen elbette üstün bir ahlâka sahipsin” (Kalem 4) ayet-i kerimesi ve “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (İbn Hanbel) hadis-i şerifi ile peygamberimizin insanlığa örnek ve model olduğu vurgulanmıştır. “İçinizden Allah’ın lütfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Rasûlüllah’ta güzel bir örneklik vardır.” (Ahzâb 21) övgüsüne mazhar olan Peygamberimiz, yaşayan Kuran’dır. Kuran’ı hayatının vazgeçilmez bir parçası yapan Allah Rasûlü, bütün davranışlarını Kuran ile şekillendirmiştir. “Bize Allah Rasûlü’nün ahlâkını anlat” diyen sahabeye, Hz. Ayşe validemizin verdiği cevap, bunun en güzel örneğidir: “Siz hiç Kuran okumuyor musunuz? Peygamberimizin ahlakı, Kuran’dır.” (Ebu Davud)

Kim Peygamberimizi kendisini aydınlatmak için bir ışık olarak görür ve onun aydınlığında yürürse, o kişi doğru yola erecektir. O, bütün insanları, bir olan Allah’a inanmaya ve yalnızca O’na kul olmaya davet etmiştir. Allah’ı tanımayı, sevmeyi, O’na karşı saygılı olmayı bizlere o kutlu Nebi öğretti.

Sabırlı olmanın, doğru sözlü olmanın, yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmenin ne olduğunu o sevgiliden öğrendik. Cömert olmak, güler yüzlü olmak, adaletli davranmak ve hoşgörülü olmak gibi güzel hasletleri, bizzat yaşayarak bize gösteren de O’dur. Bir babanın,çocuğuna, güzel ahlâktan daha iyi bir miras bırakamayacağını da biz O’ndan öğrendik.

Onun sünneti, güzel ahlâktır. O en güzel ahlâka, yaradılışa sahip bir insandı. “Güzel ahlâk, ibadetlerinizdeki eksikliği tamamlar; ama fazla ibadet, ahlâk eksikliğinizi tamamlamaz” derdi. Onun sünneti, doğruluktur. O, peygamber olmadan önce de ahlâkıyla “emin” olmuştu. Ona düşmanları bile “Muhammed-ül emin” diye hitap ederlerdi.

Onun sünneti, sevgi ve merhamettir. “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” derdi. Onun sünneti çevrecilikti; “tüm yeryüzü ümmetime mescit kılındı”buyurarak, her yerin bir mabet kadar temiz tutulmasını istemişti.

Onun sünneti, tevazudur, alçak gönüllülüktür. “Ben sizin kralınız değilim, sizden biriyim ve kuru ekmek yiyen bir kadının çocuğuyum” derdi. O, insanlara sultanlar gibi, “kullarım”dememiş, şeyhler gibi “müritlerim” diye seslenmemişti. O yanındakilere “ashabım”(dostlarım, arkadaşlarım) diye seslenirdi.

O’nu ne zaman dosdoğru anlayabileceğiz? O’nu ne zaman efsanelerden kurtarıp da hayata geri getireceğiz? Sevgili eşi Ayşe annemizle yarışan, koşu yapan; sahabe ile şakalaşan, güler yüzlü, tatlı dilli peygamberi hayatımıza ne zaman sokacağız? Biz O’ndan Kuran’ı öğrendik. Kuran’daki peygamberi ne zaman öğreneceğiz?

Peygamberin sakal-ı şerifini, hırkasını öne çıkardık. Hırkasını ziyaret için birbirimizi çiğniyoruz; ancak O’nun Kuran’ı uygulama metoduna, yaşantısına, sünnetine sırtımızı dönüyoruz. İslâm’ı bin bir hurafe ve iftira ile dolduruyoruz, sonra da onun sakalını öperek paçayı kurtarmaya çalışıyoruz. Kurtarabildik mi?

O kutlu Nebiyi doğru anlamadan, getirdiği dini nasıl doğru anlayacağız? Eğer anladıysak, neden ümmet bugün zillet ve tembellik içinde; geri kalmışlığın, cehaletin, gruplaşmanın girdabında boğuluyor?

       (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, Sosyal Medya)

       Hazırlayan: Bahtiyar Budak-Emekli Edebiyat Öğretmeni

En son Haberler