Diğer Haberler Son Dakika 

DOĞUM GÜNÜ VE YILBAŞI MUHASEBESİ

     İnsan için en kıymetli sermaye zamandır. Zaman; geri gelmeyen, telafisi olmayan ve her anı ömürden eksilen ilahî bir nimettir. Geçen her gün ve her yıl, hayat defterinden kapanan bir sayfa gibidir. Doğum günleri ve yılbaşı, bu hakikati insana en açık biçimde hatırlatan önemli duraklardır.

     Bu günler yalnızca bir yaş daha almak ya da takvimde bir sayfanın değişmesi demek değildir. İnsana, ömrünün azaldığını fark ettirip kendisiyle yüzleşme imkânı sunmaları açısında önemli anlardır. Muhasebe edilmesi gereken bu özel anlar; maalesef başka kültürlerin etkisiyle eğlence ve tüketim merkezli alışkanlıklara dönüştürülmektedir.

     Bizler, zamanı eğlenceyle tüketen değil; ona iman, anlam ve sorumluluk yükleyen bir medeniyetin mensuplarıyız. Bu sebeple doğum günü ve yılbaşı; başkalarına benzeme yerine, hayatı yeniden gözden geçirme zamanları olmalıdır.

     Kuran-ı Kerim’de; zamana yemin edilerek, iman ve salih amellerle doldurulamayan ömrün kayıp olduğu (Asr suresi) açıkça bildirilmiştir. Dolayısıyla geçen her yılı; “Vur patlasın, çal oynasın” mantığıyla kutlamak yerine, “imanım, ahlâkım ve kulluğum hangi noktada?” diye sorgulamak gerekir.

     Allah Teâlâ, müminleri bilinçli bir hesaplaşmaya çağırır: “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın” (Haşr 18). Bu ilahî çağrıyla müminler; başka milletleri taklit etmeye değil, ahirete hazır olup olmadıklarını sorgulamaya davet edilirler.

     Doğum günü, ömürden bir yılın daha eksildiğini; yılbaşı ise, kalan ömrün nasıl değerlendirileceğini düşünmemiz gerektiğini hatırlatan ciddi tefekkür anlarıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.), bu bilinci şöyle hatırlatılıyor: “Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışan kimsedir” (Tirmizî).

     “Kul, kıyamet gününde; ömrünü nerede ve nasıl geçirdiğinden, gençliğini nerede yıprattığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve bildiğiyle amel edip etmediğinden sorguya çekilmedikçe yerinden ayrılamaz” (Tirmizî) hadisi de; her doğum günü ve yılbaşının, aslında ahiret hesabına hazırlık olduğunu gösterir.

     Kültürümüzde yıl dönümleri; şükür, dua, tövbe ve yöneliş zamanlarıdır. Büyüklerimiz geçen yıl için istiğfar eder, gelecek için “Allah hayırlara vesile kılsın” diye niyazda bulunurdu. Gösteriş değil tevazu, israf değil şükür, gürültü değil dua hâkimdi. Çünkü bu toprakların mayasında zamanı eğlenceyle değil, hikmetle karşılama anlayışı vardır.

     İslâm’da asıl olan, yaş almak değil; imanla derinleşmek, ibadetle istikrar kazanmak ve güzel ahlâkla olgunlaşmaktır. Yıllar geçtikçe kalbimizin yumuşayıp yumuşamadığı, dilimizin incelip incelmediği, kul hakkına karşı hassasiyetimizin artıp artmadığı vb. gerçek muhasebe ölçüsüdür. Hz. Ömer’in şu sözü bu bilinci özetler: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.”

     Doğum günleri ve yılbaşı, başka kültürlerin eğlence anlayışını taklit etme zamanları değildir. Bilakis bu günler; imanı tazeleme, hatalar için tövbe etme ve gelecek için dua ederek Rabbimize yönelme fırsatlarıdır. Bunu başaranlara selâm olsun.

     (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kur’an Yolu Tefsiri, Diyanet-Hadislerle İslâm, İmam Gazali-İhyâü Ulûmi’d-Dîn)

En son Haberler