Yaylaların kişiye kazandırdıkları

KTÜ Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tevfik Özlü açıkladı.

Türkler’in göçebe kültürünün bir parçası olan yaylalar, şehrin kirli havası ve stresli yaşantısından uzaklaşmak isteyenlere tertemiz hava soluma imkanı sunuyor.

Orta Asya’da Türkler’in hayvanlarına otlak bulmak için yazın yaylalara göç etme geleneği, halen başta Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu ve Akdeniz olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında sürdürülüyor. Bu geleneğe son yıllarda tatil için şehrin stresli yaşantısı ve kirli havasından uzaklaşıp doğayla baş başa tatil yapmak isteyenler de eklendi.
Dağların zirveleri ve tepelerin arasına öbeklenen bulutların üzerinde bir yaşam sunan yaylalar, ziyaretçilerine yaban hayvanlarını görme, rengarenk kelebekler ve böcekler arasında doğayla baş başa vakit geçirme imkanı sunuyor.
Şehrin gürültüsü ve hava kirliliğinden uzak bir ortamda, tertemiz bir havada kısa da olsa sağlıklı yaşama imkanı bulan tatilciler, yaylalarda çevresi ormanlarla kaplı dere kenarlarında, otlaklarda ya da zaman zaman vadilerde adeta bir deniz görüntüsü oluşturan bulutları izleyerek mangal keyfi yapabiliyor.
Dağların eteklerindeki ”göze” tabir edilen su kaynaklarından çıkan buz gibi sular ile doğal maden sularından bardak kullanmadan içme imkanı da sunan yaylalar, yazın ve sonbaharın yaklaştığı şu günlerde bu imkanlardan yararlanmak isteyen turistler ile doğa meraklılarının uğrak yerleri arasında bulunuyor.

YAYLALARDA OKSİJEN MİKTARI DÜŞÜK-

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tevfik Özlü, yaptığı açıklamada, sağlık açısından bakıldığında yaylaların son derece elverişli bir ortam sunduğunu ancak bazı hastalar için riskler taşıdığını söyledi.
Oksijen miktarının özellikle 1000 ile 1500 rakımdan yüksek yaylalarda düşük olduğunu ifade eden Özlü, şöyle konuştu:
”Yüksek yaylalarda oksijen miktarı düşük olduğu için oksijen basıncı da azalıyor, dolayısıyla ileri derecede yaşlılar ile yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, astım, kronik bronşit, nefes darlığı gibi sağlık sorunları olanlar oksijen eksikliği nedeniyle yaylalarda sorun yaşayabilir. Bu tür hastalarda yaylalarda nefes darlığı, göğüste tıkanma rahatsızlıkları görülebilir. O bakımdan söz konusu gruba girenlere özellikle çok yüksek rakımlı yaylalara çıkmamalarını öneriyoruz. Kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, KOAH dediğimiz bronşitli hastaların da bu olumsuzluğa dikkat etmesi lazım.”
Prof. Dr. Özlü, rakım nedeniyle yaylalarda insanların güneş ışınlarına daha fazla maruz kaldığını belirterek, ”Güneş ile temas yaylada daha yakından oluyor, özellikle ağaç, orman olmayan yaylalarda güneş ışınlarının dik geldiği öğle saatleri başta olmak üzere 11.00 ile 16.00 saatleri arasında şapkasız ya da korunmasız dolaşmamaya dikkat etmek gerekir. Eğer dikkat edilmezse güneş çarpmaları ve ciltte güneş yanıkları gibi sorunlar yaşanabilir. Güneş ışınları yaylalarda sahile göre daha yakından vurduğu için olumsuz etkileri daha fazla olabiliyor” dedi.
Özellikle Doğu Karadeniz’in yaylalarında etkili olan sis ve nemin de astımlı ya da bronşitli hastalara sorun yaşatabileceğine işaret eden Özlü, ”Çok ileri yaşlarda olmayan ve bu tür rahatsızlıkları bulunmayanlara şehrin kirli havasından, egzoz gazından kurtulmak isteyen sağlıklı kişilere tertemiz bir hava soluma imkanı olan yaylaları tavsiye ediyoruz” diye konuştu.

Haber61

En son Haberler