MAL DA, İLİM DE İMTİHANDIR!

      İnsan, hayatı boyunca mal ve ilim gibi iki önemli nimetin peşinde koşar. Bu iki değer, doğru kullanıldığında insanı kurtuluşa; yanlış kullanıldığında ise felakete götürebilir. Asıl mesele, mal ve ilmin kime ve neye hizmet ettiğidir.

     İslâm’a göre, mülkün gerçek sahibi Allah’tır. İnsan, bu dünyada sadece emanetçi konumundadır. Bu sebeple mal, kulun keyfine göre değil; emanet sahibinin koyduğu ölçülere göre kullanılmalıdır.  Kuran’da Allah yolunda infak edenler övülmüş; bire yedi yüz katına kadar karşılık bulacağı müjdelenmiştir (bk. Bakara 261).

      Buna karşılık, servetiyle kibirlenen ve şükürden uzaklaşanların akıbeti de ibret olarak anlatılır. Zenginliğiyle övünen Karun’un, malıyla birlikte yerin dibine geçirilmesi, malın tek başına kurtuluş olmadığını açıkça göstermektedir (bk. Kasas 81). İslâm’a göre mülkün gerçek sahibi Allah’tır. İnsan, bu dünyada sadece emanetçidir. Bu sebeple mal, keyfe göre değil; emanet sahibinin koyduğu ölçülere göre kullanılmalıdır.

      İlim de tıpkı mal gibi büyük bir nimettir. Onun değeri, amel ile birleştiğinde ortaya çıkar. Kuran-ı Kerim’de Hz. Âdem’e ilim verildiği bildirilmiş ve meleklerin ona secde etmesi emredilmiştir (bk. Bakara 30-34). Bu durum, ilmin insanı yücelten bir değer olduğunu gösterir.

      Buna karşılık, öğrendiği bilgiyle amel etmeyenler, sırtında kitap taşıdığı hâlde ondan faydalanmayan merkeplere benzetilir (bk. Cuma 5). Faydalı ilim; insanı Allah’a yaklaştıran, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi sağlayan ve ahlâkı güzelleştiren bilgidir. Hz. Peygamber (s.a.s), fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınmıştır.

      İlimle amel etmek, bilginin hayata yön vermesi demektir. Matematik, Fizik, Tıp, Astronomi vb. alanlarda elde edilen ilim; doğru niyetle ve insanlığın yararına kullanıldığında büyük faydalar sağlar. Bu ilimler sayesinde evrenin düzeni daha iyi anlaşılır, hayat kolaylaşır, hastalıklara çareler bulunur ve insanlığın refahı artar.

      Ancak bu bilgi, adalet, merhamet ve sorumluluk bilinciyle desteklenmezse; teknolojik ilerlemeler insanlığa zarar verebilecek araçlara da dönüşebilir. Bu yüzden ilmin gerçek değeri, onu hayra yönlendiren bir ahlâk ve bilinçle birlikte kullanıldığında ortaya çıkar.

      Bu durum bir bıçağa benzetilebilir. Bıçak, doğru yerde kullanıldığında fayda sağlar. Yanlış yerde kullanıldığında zarar verir. Aynı şekilde ilim de hayra kullanılırsa kurtuluşa, şerre alet edilirse vebale dönüşür.

      İslâm, insanları tembelliğe değil; meşru yollarla kazanmaya teşvik eder. Zekât ve hac ibadetlerinin zenginlere farz kılınması, servetin bir amaç değil, sorumluluk olduğunu gösterir. Hz. Peygamber (s.a.s), “Veren el, alan elden üstündür” buyurarak paylaşmanın değerini vurgulamıştır.  

     “Hangisi daha üstündür; mal mı, ilim mi?” “İlim daha üstündür” cevabını veren Hz. Ali, bunu şöyle açıklar: “İlim, peygamberlerin mirasıdır. Malı kişi korur; ilim kişiyi korur. İlim paylaşıldıkça artar, mal harcandıkça azalır.”

      Mal, ölümle birlikte sahibinden ayrılırken; ilim, sadaka-i cariye olarak sahibine ahirette de fayda sağlar. Bu sebeple âlimler insanları ahirete çağırır; servet sahipleri ise, çoğu zaman dünyaya davet eder.

     (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, İ. Hakkı Küpçü-İlim ve Zenginlik, Osman Nuri Topbaş-Servet Bir Emanettir)

En son Haberler

Sen de Yorum Yapabilirsin

Teşekkürler.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.