Diğer Haberler Son Dakika 

HZ. PEYGAMBERİN VEFATI VE DEFNİ

       Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), hicretin on birinci yılında; hicri 12 Rebiyülevvel 11 (miladi 08 Haziran 632) Pazartesi günü öğleden evvel Medine’de ahirete irtihal eyledi. O anda hicri yıla göre 63, miladi yıla göre de 61 yaşında bulunuyordu.

       Hz. Peygamber’in kısa bir hastalık evresinden sonra vefat etmesi, Medine’de derin bir iz bıraktı. Peygamber Mescidi (Mescid-i Nebevi veya Mescid-i Nebi), binlerce kişiyle doldu. İnsanlar şaşkınlık içindeydiler. Hatta bir ara Hz. Ömer, “Kim Muhammed’i öldü derse, onu öldürürüm” diyerek etrafındakileri tehdit ediyor ve tam bir şok hali yaşanıyordu.

       Hz. Ebu Bekir’in gelip cemaate hitap etmesi ve Hz. Peygamber’in, günün birinde vefat edeceğini bildiren şu ayeti okumasıyla insanlar hakikati kabullenmek zorunda kaldılar.  “Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geri dönecek misiniz? Kim geri dönerse bilsin ki Allah’a asla bir zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri ödüllendirecektir” (Âli İmran 144).

       Peygamberimiz’in vefat ettiği yer, Hz. Ayşe validemizin odasıydı. Yaklaşık 20 metrekare civarında olan bu odaya sınırlı sayıda insan sığabiliyordu. Odanın ortasında bir sedir üzerinde Efendimiz yatırılmış, üzeri çizgili bir örtü ile örtülmüştü. Hz. Peygamber’in ölümü şu soruları akla getirdi: O’nu kim ve nasıl yıkayacak, cenaze namazını kim kıldıracak, nereye gömülecek, halife kim olacak?

        Yıkama işi için Hz. Ali ve amcaoğulları Kusem ve Fadl görevlendirildi. Daha sonra ısrar üzerine, Medinelileri temsilen de Evs bin Havli de onlara katıldı. Kuyulardan getirilen sular sahabenin ellerinden taşınarak içeri alındı ve yıkama işi bu sularla yapıldı. Yıkama işi yapılırken Hz. Ali hariç, orada bulunan herkes gözlerini kapattı. Efendimiz’in üstündeki elbiseyi çıkarmadan suyu elbisenin üzerinden vücuduna döktüler. Hz. Ali, eline doladığı bir bezle Efendimiz’in vücudunu sıvazladı.

        Hz. Peygamber (s.a.s), yıkanıp kefenlendi ve sedir üzerinde bırakıldı. “Cenaze namazını kimin kıldıracağı” konusu gündeme geldi. Sonuçta, cenaze namazı cemaatle kılınmadı. Bunun en önemli sebebi, Hz. Peygamber’in cenaze namazını tek seferde birisi imam olup kıldırsaydı, bunun anlamı şu olurdu: “Ben Hz. Peygamber’den sonra imamlığa, halifeliğe talibim.” Hiçbir sahabe buna cesaret edemezdi. Her ne kadar imamlık yapma yetkisi Hz. Peygamber tarafından Hz. Ebubekir’e verilmişse de, Peygamberimiz vefat edince, vekâlet yetkisi de bitmiş oluyordu.

        Hz. Peygamber’in cenaze namazını kılmak, her Müslümanın isteyeceği bir şeydir. Cenaze namazına Medine’de olanların tamamı katıldığı gibi, uzaktan gelenler de vardı. Erkekler, kadınlar, çocuklar her gelen tek tek kıldı. Bazıları on yedi, bazıları on, bazıları da beş kişilik gruplar halinde içeri girerek namaz kıldılar. Bu nedenle cenaze namazını kılmak, iki gün sürdü. Rivayetlere göre, cenaze namazını en son kılan, sekiz yaşlarında bir kız çocuğuydu.

       Pazartesi günü vefat eden Peygamberimiz, salıyı çarşambaya bağlayan gece defnedildi. Hicri takvimde gün, güneş batınca başlar. Bundan dolayı bizler, perşembeyi cumaya bağlayan geceye, “cuma gecesi” deriz. Ramazanda, önce teravih kılar, sonra oruca başlarız. Bu ayrıntıyı bilmeyenler çarşamba günü defnedildi diyerek cenazenin üç gün bekletildiğini söylerler. Salıyı çarşambaya bağlayan gece defnedildi. Defnedildiği gece, miladi takvime göre salı, hicri takvime göre çarşamba gününe aitti.

       Defnin gecikme nedeni, bazılarının kasıtlı olarak iddia ettikleri gibi, cenazenin unutulması değildir. Sahabe, göz bebeğini nasıl unutabilirdi? Medine’de yaşayıp da Peygamber Efendimiz’in cenaze namazını kılmayan olur mu? İki gün boyunca devamlı cenaze namazı kılındı. Hz. Peygamber’in vefatından gömülmesine kadar olan sürede (iki gün) sahabe, Efendimiz’i bir an bile yalnız bırakmadılar. Sahabenin büyükleri hem cenazeyle ilgileniyor, hem de müminlerin başsız kalmamaları için halifelik görevi için istişare ediyorlardı. Cenaze namazının kılındığı ve defnin yapıldığı yer, Hz. Ayşe annemize ait yaklaşık 20 m2 civarında küçük bir odanın içerisiydi.

        Yine sahabenin ileri gelenleri, Hz. Peygamber’in nereye defnedileceğini de aralarında konuştular. Baki mezarlığı, Uhud meydanı veya benzeri yerler teklif edildi. Hz. Ebu Bekir’e, sorduklarında; “Allah her peygamberin ruhunu, onun gömülmek istediği yerde kabzeder. Onun için onu yattığı odasında defnedin” (Tirmizi) demesi üzerine, vefat ettiği odada defnedilmesine karar verildi. Hz. Ayşe annemize ait olan bu odaya defnedilmesinden sonra burası “hücre-i saadet” adıyla anılmaya başlandı. Ebu Ubeyde ve Ebu Talha’ya mezar kazmaları için haber gönderildi.

        Hz. Peygamber’in vefatından sonra, sahabe bir türlü uyuyamamış, toplanmış ağlıyorlardı. Vefat etmiş olsa bile, O’nun sedir üzerinde yatıyor olması, yani aralarında olması onları birazcık teselli ediyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde demir küreklerin sesini duydular. Mezarın kazıldığını anladılar ve feryada başladılar. Medine tek yürek olmuş, yüksek sesle ağlıyordu. Bir ara, Hz. Peygamber’in mezarının yanına gitmek için odanın kapısına hücum etmişler; içeridekiler de, izdihamı önlemek için odanın kapısını kilitlemek zorunda kalmışlardı.

        Rasûlüllah’ın mezarına, Hz. Ali, amcaoğulları Kusem ve Fadl girdi. Diğer sahabeler dua ediyor; bazıları da toprağı tesviye ediyor ve su döküyorlardı. Kısacası Medine merkez ve çevre beldelerden gelen sahabiler, Efendimizin defni sırasında orada hazır bulundular. İçeri girmek mümkün olmadığı için dışarıda bekliyorlardı. Hazırda bulunan Abdullah bin Ümmü Mektûm da, “Muhammed ancak bir peygamberdir” ayetini okuyor ve insanları teselli ediyordu.

       Ek Bilgi: Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) kabri, Medine’de, Mescid-i Nebevî’nin içinde bulunmaktadır. O’nun vefat ettiği ve kabrinin bulunduğu yere, “tertemiz bahçe” anlamına gelen “ravza-i mutahhara” denir. Buraya bu ismin verilme nedeni, Hz. Peygamber’in eviyle minberi arasının cennet bahçelerinden (ravza) bir bahçe olduğunu bildiren hadisine (Buhari, Müslim) dayanır.  Hemen yanında Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in kabirleri de vardır. 

        Bugün, Medine şehrinde, Yeşil Türbe içerisinde bulunan Peygamber Efendimiz’in kabri ziyaret edilebiliyor; fakat içine girilemiyor. Sadece temizlik ve özel hizmetleri gerçekleştiren görevliler girebiliyor. Türbenin hemen önünde altın parmaklıklar vardır. Ziyaretçiler, kabri karşısında durarak salat-u selam okurlar ve dua ederler. 

       (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Hz. Muhammed, Dr. Erkan Aydın-Hz. Peygamber’in Cenazesi Nasıl Kaldırıldı? Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu-Peygamberimiz’in Cenazesi ve Defni)

       Hazırlayan: Bahtiyar Budak–Emekli Edebiyat Öğretmeni

En son Haberler