Diğer Haberler Son Dakika 

DUANIN HAYATIMIZDAKİ YERİ

       Dua, Allah’a yalvararak muradını istemektir. Allah Teâlâ, dua eden Müslümanı çok sever. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) buyurduğu gibi: “Dua, ibadetin aslı ve özüdür. Allah katında duadan daha makbul bir şey yoktur” (Tirmizi). Bütün ibadetlere ruh ve anlam katan, duadır. İbadet, dua ile tamamlanır. Dua, hem bir davettir, hem de davete icabettir.

       Dua, Yüce Rabbimizin bizlere bahşettiği bir rahmet ve bereket kapısıdır; Allah’a iman ve teslimiyetimizin, kulluk bilincimizin bir ifadesidir. Peygamberimiz’in buyurduğu gibi, “Dua, müminin silahıdır.”

       Kuran-ı Kerim’de, insanın yaratılış gayesinden birisinin de Allah’a dua etmek olduğu bildirilir: “Resulüm de ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!” (Furkan 77). Ayetten de anlaşılacağı üzere, Rabbimiz katında duamızla değer buluruz.

       Dua, kulluğun Allah’a arzıdır. Dualarımızla Allah’ın emrine ve kararına razı olduğumuzu dile getiririz. Esasen bütün ibadetlerimiz, O’nun rızasını murat ederek yakarmaktır. Rabbimiz, “Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim” (Mümin 60) buyurarak, bizleri duaya davet etmektedir. “…(Kulum) bana dua ettiğinde, dua edenin dileğine karşılık veririm” (Bakara 186) ayetiyle de duamıza icabet edileceği müjdelenmiştir.

       Gerçek dua, samimiyetle gönlümüzün derinliklerinden gelerek yapılan duadır. Akıl ve kalp duaya durmadan, sadece ağız alışkanlığı olarak dilin duası fayda vermez. Nasıl ki, ağzımıza alıp çiğnediklerimiz, midemize inmedikçe gıda olmuyorsa; ibadet ve dualarımız da gönüllerimize indirilmedikçe, asla manevi bir gıda olmayacaktır. Hz. Peygamber’in şu uyarısına dikkat etmek gerekir: “Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, lakin kalplerinize ve amellerinize bakar” (Müslim).

       Hz. İbrahim’i ateşten, Hz. Yusuf’u iftira ve zindandan, Hz. Yunus’u balığın karnından kurtaran duadır. Hz. Eyüp’ü en ıstıraplı hastalığın pençesinden kurtaran da duadır. Hz. Peygamberimiz’in, Sevr mağarasında iken, endişelenen arkadaşına, “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” (Tevbe 40) demesi; Hz. Musa’nın, Firavun ve ordusundan kaçarken, Kızıldeniz’e geldiklerinde, “İşte yakalandık” diye endişelenen arkadaşına; “Hayır, Rabbim benimledir, bana bir çıkış yolu gösterecektir” (Şuara 62) demesi… Bütün bunlar, onların Allah’a olan samimiyet ve bağlılıklarını göstermektedir.

       Dua, bağırıp çağırarak değil; sessizce, gönlümüzün derinliklerinden gelerek yapılmalıdır. Yüce Allah, “Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O, aşırı gidenleri sevmez” (Araf 55) buyurmaktadır. Hz. Peygamber; “Biriniz dua edeceği zaman Allah’a hamd ve sena ile başlasın, Rasûlü’ne salavat getirsin; bundan sonra dilediği duayı yapsın” (Ebu Davut, Tirmizi) buyurarak; bizlere, duanın adabını da öğretmiştir.

       Dua konusunda, Allah Rasûlü’nün şu uyarısını da unutmamak gerekir: “Kabul edileceğine inanarak dua ediniz. Ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları Allah kabul etmez” (Tirmizi).

        Namazın her rekâtında okuduğumuz Fatiha suresinin dua bölümü de dâhil, Kuran-ı Kerim’deki duaların büyük bir bölümü çoğuldur. Yani dualarda, “ben” değil, “biz” ifadesi vardır. Her konuda birlik ve beraberlik vurgusu yapan dinimiz; dua konusunda da çoğunlukla aynı yolu izlemiştir. “…Kendi günahın için ve erkek-kadın müminler için Allah’tan af dile…” (Muhammed 19) ayet-i kerimesi; müminlerin birbirlerine dua etmelerini gerekli kılmıştır. Zaten, namaz kılan müminler; namaz içerisinde de, namaz sonrasında da birbirlerine dua ederler.

       Kuran-ı Kerim’de, bazı peygamberlerin ve salih kulların yaptığı dualar bildirilerek bize yol gösterilmiştir. Bu dualardan bazıları mealen şöyledir:

       (Hz. Âdem ile Havva) “Dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!” (Araf 23). “Nuh dedi ki: “Ey Rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!” (Hûd 47).

       (Hz. İbrahim dedi ki:) “Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. Arkadan gelecekler içinde iyilikle anılmayı bana nasip eyle! (Şuara 83-84). “Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle…” (İbrahim 40). (Hz. Musa dedi ki) “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır, dilimden düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar” (Ta Ha 25-28). (Hz. Eyüp dedi ki) “Ya Rabbi, gerçekten benim başıma bela geldi. Hâlbuki sen merhametlilerin en merhametlisisin” (Enbiya 83). (Hz. Yusuf dedi ki) “Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de beni yönetip himaye eden sensin. Müslüman olarak canımı al ve beni iyi kulların arasına kat!” (Yusuf 101).

       “Zünnûn’u (Yunus’u) da zikret! Hani öfkeli bir halde geçip gitmiş, bizim kudretimizin kendisine yetmeyeceğini zannetmişti. Sonunda karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım!” diyerek yalvardı. Bunun üzerine duasını kabul ettik ve onu sıkıntıdan kurtardık. İşte biz iman etmiş olanları böyle kurtarırız” (Enbiya 87-88).

       “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” (Fatiha 5). “İnsanlardan öyleleri de vardır ki, “Ey Rabbimiz! Bize bu dünyada da iyilik ver, öteki dünyada da iyilik ver; bizi cehennem azabından koru” derler” (Bakara 201). Enes b. Mâlik, Hz. Peygamberin dua ederken en çok bu ayetin “Rabbenâ âtinâ…” bölümünü okuduğunu ve okunmasını tavsiye ettiğini (Müslim) belirtir.

       “Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme, bize tarafından bir rahmet bağışla…” (Ali İmran 8). Hz. Peygamber (s.a.s), “Ey kalplere yön veren Allah’ım! Kalbimi senin dinin üzere sabit kıl!” şeklinde dua eder ve ardından da bu ayeti okurdu (Tirmizi). 

       “Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve peygambere tâbi olduk; artık bizi şahitlerle beraber yaz” (Ali İmran 53). “Ey Rabbimiz” derler, “Bizi ve bizden önceki iman etmiş kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı kötü bir düşünce ve duyguya yer bırakma! Rabbimiz! Kuşkusuz sen çok şefkatlisin, çok merhametlisin” (Haşr 10).

       “Rabbimiz! Doğrusu biz “Rabbinize inanın!” diyerek, imana çağıran bir davetçiyi işitip iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi sil ve bize iyilerin ölümünü nasip et. Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vaat ettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme! Sen asla sözünden caymazsın!” (Ali İmran 193-194). Ayet-i kerimedeki “davetçi”, Hz. Peygamber veya Kuran’dır. İnsanları Allah’a iman etmeye çağırdığı için kendisine bu sıfat verilmiştir.

        “Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme! Üstesinden gelemeyeceğimiz şeyleri boynumuza borç kılma! Bizi bağışla, ayıplarımızı ört ve bize rahmetinle muamele buyur! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın; artık inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!” (Bakara 286).

       (Kaynak: TDV Kuran Yolu Tefsiri)

       Hazırlayan: Bahtiyar Budak-Emekli Edebiyat Öğretmeni

En son Haberler