Diğer Haberler 

İSRA VE MİRAÇ OLAYI

     İsrâ ve Miraç, İslam inancında çok önemli bir yere sahip olan iki büyük mucizedir. Bu olay, sadece Peygamberimize (s.a.s.) verilen bir ikram değildir. Aynı zamanda sıkıntıya düşen, bunalan, yolu zorlaşan bütün müminlere umut veren ilâhî bir mesajdır.

     Hz. Peygamber, Mekke’de çok zor günler yaşamıştı. Allah’ın dinini anlatırken hakarete uğramış, taşlanmış, yalnız bırakılmıştı. Üstelik en büyük destekçileri olan eşi Hz. Hatice ve amcası Ebu Talip kısa aralıklarla vefat etmişti. Bu döneme “Hüzün Yılı” denildi.

     İşte böyle bir zamanda, herkesin sırt çevirdiği bir anda, Allah Teâlâ kulunu yalnız bırakmamış; bir gece O’nu Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götürmüştür. Konuyla ilgili ayette şöyle buyurulur: “Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir” (İsrâ 1).

     Ayette, Allah’ın kendi yüceliğini anması boşuna değildir. İnsan için uzak olan mesafeler, Allah için zor değildir. Bize imkânsız gibi gelen şeyler, Allah dilerse bir anda olur. Bu ayet mümine şunu hatırlatır: Sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun, Allah isterse kapılar açılır.

     Ayette geçen “kulunu” ifadesi çok dikkat çekicidir. Allah, Peygamberinden bahsederken “resulüm” değil, “kulum” buyurur. Bu bize şunu öğretir: Allah katında en büyük değer, kul olmaktır. Peygamber Efendimizi yücelten şey önce kulluğudur. Bu söz, hepimize bir ders verir. Gerçek şeref, Allah’a kul olabilmektir.

     Bu yolculuğun gece vakti olması da anlamlıdır. Gece, insanın daha çok kendisiyle baş başa kaldığı, duanın daha içten olduğu bir zamandır. Peygamber Efendimiz en yalnız olduğu anda, gecenin sessizliğinde Allah’ın ikramına kavuşmuştur. Bu da bize şunu söyler: İnsanlar terk etse bile, Allah kulunu terk etmez.

     Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yapılan bu yolculuk, kutsal mekânlar arasındaki bağı da gösterir. Kâbe de, Mescid-i Aksâ da Allah’ın birliğinin simgesidir. Ayette Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek kılındığı özellikle belirtilir. Çünkü bu topraklarda pek çok peygamber yaşamış, insanları Allah’a çağırmıştır. Peygamber Efendimizin buraya götürülmesi, Kudüs’ün İslam’daki yerini Kuran ile açıkça ortaya koymuştur.

     Allah Rasûlü,  bu yolculukta, Burak adlı bir bineğe bindirilmiştir. Bu olay sahih hadislerle bize aktarılmıştır. (bk. Buhari, Müslim). Bu da İsrâ’nın bir rüya değil, uyanık halde yaşanan gerçek bir mucize olduğunu gösterir. Eğer bu olay sadece bir rüya olsaydı, inkârcılar bu kadar itiraz etmezdi. Oysa onlar bu haberi duyunca şaşırmış ve alay etmeye kalkmışlardır.

     İsrâ yolculuğu Mescid-i Aksâ’da bitmemiştir. Peygamber Efendimiz, Allah’ın izniyle buradan semaya yükseltilmiştir. Bu olaya “Miraç” denir. Miraç, akılla ölçülecek bir iş değildir. Tamamen Allah’ın kudretiyle gerçekleşmiş bir mucizedir.

     Bu yolculukta Peygamber Efendimiz, kendisinden önce gönderilen peygamberlerle buluşturulmuştur. Bu buluşmalar bize şunu gösterir: Bütün peygamberlerin yolu birdir, davaları aynıdır. Hepsi insanları Allah’ın birliğine çağırmıştır.

     Miraç, sadece Peygamberimize verilen bir şeref değildir. Aynı zamanda ümmete verilen büyük bir nimettir. Çünkü bu gecede beş vakit namaz farz kılınmıştır. Namaz, kulun Rabbiyle bağ kurduğu en önemli ibadettir. Kul, namazla Allah’ın huzuruna çıkar, derdini O’na açar.

     Bu kutlu yolculukta Peygamber Efendimize ümmetiyle ilgili müjdeler de verilmiştir. Allah’ın rahmetinin geniş ve affının büyük olduğu bildirilmiştir. Bu da mümin için büyük bir umut kaynağıdır. Çünkü Allah, kullarını bağışlamak isteyen bir Rab’dır.

     Ayetin sonunda Allah Teâlâ, “Şüphesiz O, her şeyi işiten ve bilendir” buyurur. Yani Allah, kulunun derdini de bilir, duasını da işitir. İsrâ ve Miraç, Allah’ın kulunu asla yalnız bırakmadığının açık bir göstergesidir.

     Bu olay, bize şunu da öğretir: Gece ne kadar karanlık olursa olsun, sabah yakındır. Yol ne kadar zor olursa olsun, Allah dilerse kulunu bir anda feraha çıkarır. Sabreden ve Allah’a güvenen kul, sonunda mutlaka bir karşılık görür.

     Kul darda kaldığında; kapılar kapanmış gibi görünse de, Allah’ın kapısı her zaman açıktır. İnsan elinden geleni yapar, gerisini Allah’a bırakırsa; asla yalnız kalmaz. Kulluk, sadece bollukta değil, darlıkta da Allah’a yönelmektir. Namazla, sabırla ve teslimiyetle yürüyen kul için, en karanlık gecelerin ardından bile mutlaka bir aydınlık vardır.

     (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, Diyanet-Hadislerle İslam)

       Hazırlayan: Bahtiyar Budak-Emekli Edebiyat Öğretmeni

NOT: Önümüzdeki pazar gününü (27 Şubat 2022), pazartesine bağlayan gece Miraç gecesidir. Bu gecenin, tüm insanlığın barış ve mutluluğuna vesile olmasını diliyorum.

En son Haberler