Diğer Haberler Son Dakika 

ARÂF EHLİ

     Kuran-ı Kerîm, insanı yalnızca emir ve yasaklarla değil, ibret dolu sahnelerle de eğitir. Kıyamet, hesap, cennet ve cehennem tasvirleri bu sahnelerin en çarpıcı olanlarıdır. Ancak bu iki uç arasında, derin anlamlar taşıyan “Arâf” denen bir durak vardır.

     Arâf; cennet ile cehennem arasında bulunan, her iki tarafın da açıkça görülebildiği yüksek bir yerdir. Kuran’da bir surenin de adı olan Arâf, insanın kader yolculuğunda dengeyi, bekleyişi ve ilâhî adaleti hatırlatır.

     Allah Teâlâ bu sahneyi şöyle tasvir eder: “İki taraf arasında bir perde vardır. Arâf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır…” Bu ifade, Araf’ın sıradan bir bekleme alanı olmadığını gösterir. Orası, insanların dünyada taşıdıkları yüzleriyle, yani imanları, amelleri ve niyetleriyle tanındığı bir idrak ve şahitlik makamıdır. Araf’ta bulunanlar, hem cenneti hem cehennemi görür; her iki âlemin de hakikatine şahitlik ederler.

     Arâf ehlinin en belirgin hâli; umut ve korku duygusunu kalplerinde taşımalarıdır. Cennet ehline seslenirler: “Selâm size!” Bu selâm, henüz kavuşulamamış bir mutluluğa duyulan derin özlemin ifadesidir. Onlar cennete girmeyi bütün benlikleriyle isterler ve Allah’ın rahmetine güvenirler.

     Ancak gözleri cehennem tarafına çevrildiğinde dilleri titrer, kalpleri ürperir ve şöyle yalvarırlar: “Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!” Bu dua, insanın en saf hâlidir. Orada artık ne mazeret vardır ne de savunma. Kul, tüm çıplaklığıyla Rabbine yönelir.

     Kuran’da anlatıldığı üzere Arâf ehli; dünyada güçlerine, mallarına ve makamlarına güvenerek kibirlenenlere şu hakikati hatırlatırlar: Ne biriktirilen mallar ne de kibirler, Allah’ın huzurunda insana bir fayda sağlar. Dünya hayatında küçümsenen, hor görülen müminler ise aynı sahnede ilâhî bir müjdeyle onurlandırılır: “Girin cennete! Artık size korku yoktur, siz mahzun da olmayacaksınız.” Bu, Allah’ın adaletinin ve merhametinin sessiz ama sarsıcı tecellisidir.

     Arâf ehlinin kimler olduğu konusunda İslâm âlimleri farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Büyük çoğunluğunun benimsediği görüş şudur: Arâf ehli, sevapları ile günahları denk olan müminlerdir. Kuran’da sevapları ağır gelenlerin kurtulduğu, hafif gelenlerin ise hüsrana uğradığı açıkça ifade edilirken; sevapla günahı eşit olanların akıbetinin açıkça belirtilmemiş olması bu görüşü güçlendirmiştir.

     Hadis rivayetleri de bunu destekler. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) bildirdiğine göre, bu kimseler bir süre Araf’ta bekletilecek, ardından Allah’ın rahmetiyle cennete gireceklerdir. Böylece Arâf, bir ceza yeri olmaktan çok, rahmete açılan bir eşik hâline gelir.

     Bu tablo, sadece ahirete dair bir sahne değildir; aynı zamanda dünya hayatımıza tutulan bir aynadır. Günlük hayatta sık sık “aradayım” deriz. Kararsız kaldığımızda, bir türlü adım atamadığımızda, iyiliği isteyip ertelediğimizde bu ifadeyi kullanırız. Günahın yanlış olduğunu biliriz ama vazgeçemeyebiliriz. Kalbimiz imanla doludur belki; fakat yönümüz net değildir. Ne tamamen dünyadan kopabiliriz, ne de tüm benliğimizle Rabbimize yönelebiliriz. İşte bu hâl, insanın dünyadaki manevî Araf’ıdır.

     Kuran’ın verdiği mesaj açıktır: İki arada kalmak kalıcı bir kurtuluş yolu değildir. Tarafsızlık yoktur. İnsan ya hayrın safında yer alır ya da şerrin. Gri alanlar, insanı oyalayan duraklardır. Arâf sahnesi, hayırla şer arasında kararsız kalanlara yapılmış ilâhî bir uyarıdır.

     (Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, TDV İslâm Ansiklopedisi)

           Hazırlayan: Bahtiyar Budak-Emekli Edebiyat Öğretmeni

En son Haberler