Bayramınız Mübarek Olsun

Oguzlular.com Ailesi olarak Mübarek Ramazan Bayramını En kalbi duygularımızla tebrik ederiz.Dünya’da ve ülkemizde yaşadığımız salgın hastalıktan kurtulup tekrar kapı kapı büyüklerimizle  ve küçüklerimizle bayramlaşma temenni ediyoruz.

PEYGAMBERİ ANLAMAK

Peygamberler, insanüstü varlıklar değil, üstün ve örnek insanlardır. Peygamberimizi doğru anlamadan O’na iman etmiş olur muyuz? Peygamber deyince ilk aklınıza gelen nedir? Sakal bırakmak, sarık sarmak, cübbe giymek, oturarak yemek yemek, misvak kullanmak ya da namazın sünnetleri… vs. Öyle değil m?

Biz, peygamberin sakal-ı şerifini, hırka-i saadetini, şemail-i şerifini öne çıkardık. Yeryüzünü, gökyüzünü peygamber mucizeleriyle doldurduk. Fakat onun risaletini, getirdiği ölümsüz ilkeleri göz ardı ettik. Hırkasını ziyaret için birbirimizi çiğniyoruz; ama onun Kur’an’ı uygulama metoduna, yaşantısına, sünnet-i seniyyesine sırtımızı dönüyoruz. İslâm’ı bin bir hurafe ve iftira ile dolduruyoruz, sonra da onun sakalını öperek paçayı kurtarmaya çalışıyoruz.

Oysa O, peygamber olmadan önce de sakallıydı. Hatta onun düşmanları da sakallıydı. Kıyafetlerinin, Ebu Cehil’in ve Ebu Süfyan’ın kıyafetlerinden pek bir farkı yoktu. O, “Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz, kalbinize ve amellerinize bakar” diyordu. O, temiz ve güzel giyinmeyi severdi. “Temizlik imandan gelir” derdi. Yeni bir elbise giydiğinde sevinir ve şükrederdi. Güzel kokular kullanırdı. Misafiri geldiğinde en güzel elbisesini giyerdi.

O misvak kullanmayı değil, dişleri temizlemeyi emrederdi. Bugün burada olsaydı, en kaliteli fırçayı ve macunu kullanırdı. Herhalde lokantada üç parmakla, kaşık, çatal kullanmadan yere bağdaş kurup oturarak yemek yemezdi. Yolculuğunda binek olarak deve ya da merkebi tercih etmezdi. Onu anlamak için insanları asr-ı saadete götüremeyiz; ama âlemlere rahmet olarak gönderilen O kutlu Nebîyi bu çağa taşıyabiliriz.

Onun sünneti, güzel ahlâktır. O en güzel ahlâka, yaradılışa sahip bir insandı. “Güzel ahlâk, ibadetlerinizdeki eksikliği tamamlar; ama fazla ibadet, ahlâk eksikliğinizi tamamlamaz” derdi. Onun sünneti, doğruluktur. O, peygamber olmadan önce de ahlakıyla Müslümandı ve “emin” olmuştu. Ona düşmanları bile “Muhammed-ül emin” diye hitap ederlerdi.

Onun sünneti, sevgi ve merhamettir. “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” derdi. “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” derdi. Onun sünneti, aile ve çocuk sevgisidir. “Sizin en hayırlınız ailesine en iyi davranandır” derdi. “Çocuk kokusu, cennet kokusudur” derdi.

Onun sünneti, tabiat sevgisidir. “Kimin elinde bir fidan varsa, kıyamet kopuyor olsa bile onu diksin” derdi. Taif’i fethettiğinde, ağaçların kesilmemesini ve yeşilliğin korunmasını, Taiflilerle yaptığı antlaşma maddeleri içine koyduracak kadar çevreciydi. O, “tüm yeryüzü ümmetime mescit kılındı” buyurarak, her yerin bir mabet kadar temiz tutulmasını istemişti.

Onun sünneti, hayvan sevgisidir. “Siz yeryüzündeki canlılara merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin” derdi. Devesine ağır yük yükleyen birisine, “ona yüklediğinden daha fazlasını günah olarak sen yükleniyorsun” demişti.

Onun sünneti, insanlarla iyi geçinmek, onlara yardım etmektir. “Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir” derdi. “Komşusu kendisinden emin olmayan kimse, mümin olamaz” derdi.

Onun sünneti, çalışmaktır, üretmektir, kazanıp, dağıtmaktır. ”İki günü eşit olan aldanmıştır”, “çalışan ele, cehennem ateşi değmez” der; tembelliği, miskinliği günah sayardı.

Onun sünneti, tevazudur, alçak gönüllülüktür. “Ben sizin kralınız değilim, sizden biriyim ve kuru ekmek yiyen bir kadının çocuğuyum” derdi. O, insanlara sultanlar gibi, “kullarım” dememiş, şeyhler gibi “müritlerim” diye seslenmemişti. O yanındakilere “ashabım” (dostlarım, arkadaşlarım) diye seslenirdi.

Onun sünneti, kimseye yük olmamaktır; kendi işini kendisi görmektir. Bir defasında, insanlardan şöyle biat aldığını görüyoruz; “Kimse kimseye yük olmayacak.” Bir yolculuk esnasında, arkadaşlarından biri, “ben koçu keseyim”, diğeri “ben yüzeyim” demişti. O da “ben güzel ateş yakarım” deyip, çalı çırpı toplamaya başlamıştı.

Onun sünneti, içinde yaşadığı Arap toplumunun adetleri, gelenekleri değildir. Onun sünneti hayatın değişmez evrensel ilkeleridir. Onun sünneti, Kuran’ı yeryüzünde uygulamak ve yaşamaktır. Bu yüzden O, yaşayan ve yürüyen Kuran’dı. “Rasulüllah’ın ahlâkını bize anlat” diyenlere, Hz. Ayşe annemizin verdiği cevap çok manidardı: “Siz hiç Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlâkı Kuran’dır.”

Alıntıdır.