Diğer Haberler Son Dakika 

HUDÛDULLAH (ALLAH’IN SINIRLARI)

     İnsan, yeryüzünde irade sahibi bir varlık olarak yaratılmıştır. Ona akıl verilmiş, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek bir vicdan bahşedilmiştir. Ancak bu özgürlük sınırsız değildir. İslam’a göre gerçek özgürlük, Allah’ın koyduğu ölçüler içinde yaşamaktır. Çünkü insanı yaratan Allah, onun fıtratını en iyi bilendir. Bu yüzden insanın huzuru ve dengesi, ilâhî sınırlara riayet etmesine bağlıdır.

     Kuran’da sıkça geçen “hudûdullah” ifadesi, Allah’ın çizdiği sınırları anlatır. Bu sınırlar insanı kısıtlamak için değil, onu korumak içindir. “Bunlar Allah’ın sınırlarıdır; onları aşmayın” (Bakara 229) ayeti, sınır ihlalinin basit bir hata olmadığını gösterir. Sınırı aşmak, kulun kendini ölçüsüz görmesidir. Haddini bilmek ise kulluğun temelidir.

     İlk insan Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya cennette pek çok nimet serbest bırakılmış, yalnızca bir ağaca yaklaşmaları yasaklanmıştır (bk. Araf 19). Bu olay, geniş bir serbestlik alanı içinde mutlaka bir ilâhî sınır bulunduğunu gösterir. İmtihan çoğu zaman yasakta değil, itaatte gizlidir. Salih peygamberin kavmine gönderilen mucize deve de bir sınır imtihanıydı (bk. Araf 73). Kavim ölçüye riayet etmedi ve ağır sonuçlarla karşılaştı.

     Yahudilerden bir topluluğa getirilen cumartesi yasağı da aynı gerçeği gösterir (bk. Araf 163). Onlar yasağı açıkça çiğnemek yerine hileyle aşmaya çalıştılar. Bu olay, Allah’ın sınırlarını dolanmanın da bir ihlal olduğunu ortaya koyar. Talut’un ordusunun nehirle imtihanı da böyledir (bk. Bakara 249). Küçük görünen bir ölçü, büyük bir elemeye dönüşmüştür. Sınırı koruyan azınlık başarıya ulaşmıştır.

     İbadetler de insana sınır bilinci kazandırır. Aslında helal olan yeme ve içme; oruç tutarken, belirli saatlerde yasak olur. Namaza başlarken söylenen tekbir, Allah’ın en büyük olduğunu ilan etmektir. Kul bu bilinçle hareket ettiğinde, kendi iradesini ilâhî iradenin önüne koymaz. Hac ibadetinde ihramla birlikte bazı davranışların geçici olarak yasaklanması da aynı eğitimin parçasıdır.

     Toplumsal hayatta da ilâhî sınırlar vardır. İçki ve kumar yasaklanmıştır. Faiz haram kılınmıştır. Zinaya yaklaşmak bile yasaklanmıştır. “Yaklaşmayın” emri, kötülüğe giden yolları da kapatır. Bu yasaklar insanı ve toplumu korur. Zekât emri de mal konusundaki sınırı belirler. Malın tamamı değil, belirli bir kısmı başkasının hakkıdır. Bu ölçü hem adaleti sağlar hem de insanın sahiplik iddiasını dengeler.

     Hudûdullah, özellikle aile hukukunda da açıkça görülür. Boşanma ile ilgili ayetlerde (Bakara 229–230, Talâk 1) sınırların aşılmaması emredilir. Bu ayetler, boşanmanın bile belli bir ölçü ve adalet içinde gerçekleşmesini ister. Amaç, öfke ve keyfî davranışların önüne geçmektir. Bu ölçüler eşlerin haklarını korur ve aile kurumunu güvence altına alır. Sınırlar ihlal edildiğinde; bireyler zarar görür, toplumda güven zedelenir.

     Haddini bilmek sadece dinî kurallarla sınırlı bir kavram değildir. Günlük hayatta da geçerlidir. Trafikte hız sınırını aşmak, sadece kişisel bir tercih değildir; başkalarının hayatını tehlikeye de atmaktır. Aile içinde öfkeyle hareket etmek, sorumlulukları ihmal etmek de haddini bilmemektir. Yetkisini kötüye kullanan bir yönetici, topluma zarar verir. Haddini bilen kişi ise, ölçülü davranır ve adaleti gözetir.

     Hz. Peygamber (s.a.s) de sınır bilincine dikkat çeker. Allah’ın yasaklarını çiğneyenin kendine zulmettiğini bildirir. Takva, sadece günah işlememek değil; aynı zamanda Allah’ın çizdiği sınırlara da yaklaşmamaktır. Bu bilinç insanı kibirden ve aşırılıktan korur.

     Allah’ın koyduğu sınırlar birer engel değildir; aksine, birer rahmettir. İnsan bu sınırları koruduğunda hem dünyada huzur bulur hem de ahirette ebedî saadete ulaşır. Sınırları aşmak, kısa vadede özgürlük gibi görünür; fakat uzun vadede pişmanlık getirir. Haddini bilen insan Rabbini tanır. Rabbini tanıyan insan da ölçülü ve dengeli yaşar. Hudûdullah, insana doğru yolu gösteren ilâhî bir rehberdir.

    (Yararlanılan Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Kuran Yolu Tefsiri)

En son Haberler