FERASET NEDİR?
“Keşfetme, sezme ve ileri görüşlülük” anlamlarına gelen feraset; insanın olayların iç yüzünü kavrayıp doğru sonuçlara ulaşmasını sağlayan özel bir idrak yeteneğidir. İslam düşüncesinde feraset, yalnızca aklın ve tecrübenin ürünü değil; aynı zamanda Allah’ın kullarına lütfettiği bir nurun kalpte oluşturduğu sezgi gücü olarak değerlendirilir.
Bu nedenle müminin hayat karşısında uyanık, dikkatli ve basiret sahibi olması, imanla desteklenen bu derin kavrayış sayesinde mümkün olur. “Müminin ferasetinden sakınınız; çünkü o Allah’ın nuruyla bakar” (Tirmizi) hadisi, firâsetin ilâhî bir destekle güçlendiğini ifade eden önemli bir işarettir.
İslam âlimleri feraseti kimi zaman ilham ile ilişkilendirmiş, kimi zaman bir tür iç sezgi olarak açıklamışlardır. Bu görüşlere göre feraset sahibi mümin, Allah’ın gönlüne attığı nur sayesinde muhatabını daha iyi tanır, sözlerin ve davranışların ardındaki niyetleri daha kolay sezer ve hayatın görünen yüzünün ötesine geçebilir. Bununla birlikte feraset, sadece doğuştan bir kabiliyet değil; tefekkür, ibadet ve ruhî olgunlukla geliştirilebilen bir meleke olarak da görülür.
Hz. Peygamber (s.a.s.) birçok durumda ferasetin en güzel örneklerini göstermiştir. Münafıkları davranışlarından ve konuşmalarından tanıması (bk. Muhammed 30) ve aynı türde sorular soran farklı sahabeye, kişiliklerine uygun farklı cevaplar vermesi gibi. Yine ilk bakışta Müslümanların aleyhine gibi görünen; fakat sonradan büyük faydalar sağlayan Hudeybiye Antlaşması da O’nun ileri görüşlülüğünün örneklerindendir.
Mısır Azizinin, Hz. Yusuf’u satın alırken onun ileride kendilerine fayda sağlayacağını söylemesi (bk. Yusuf 21); Şuayb peygamberin kızının, Hz. Musa’yı “güçlü ve güvenilir” olarak babasına bildirmesi (bk. Kasas 26); Hz. Ebu Bekir’in, hilâfeti Hz. Ömer’e bırakmayı önermesi gibi olaylar feraset anlayışına örnek gösterilmektedir.
Bir kutsi hadiste Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Kulum bana farzlarla yaklaşır; nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam ederse onu severim. Sevdiğimde onun duyan kulağı, gören gözü olurum…” (Buhari). Bu hadiste anlatılan manevi yakınlık, kula ruhî bir derinlik kazandırır. Bunun sonucu oluşan melekeye “basiret” denir. Basiret, gönül gözüyle görme; görünenin ardındaki hakikati kavrama becerisidir. Feraset de basirete paralel bir kavramdır ve onunla birlikte çalışır.
Feraset, akıl, kalp ve ruhun birleştiği noktada ortaya çıkan seçkin bir kavrama gücüdür. Mümin, Allah’ın kendisine lütfettiği nur sayesinde olayların derinliğini daha iyi kavrar, karşılaştığı durumlar karşısında daha isabetli kararlar verir. Kısacası feraset, Allah’ın nuruyla bakmaktır! Rabbimiz, bizlere de nasip eylesin inşallah!
(Yararlanılan Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Kuran Yolu Tefsiri, Diyanet İşleri Başkanlığı Hadislerle İslam-Feraset: Allah’ın Nuruyla Bakmak, Prof. Dr. Faruk Beşer-Basiret ve Firâset, O. Nuri Topbaş-Firâset Nedir, Nasıl Elde Edilir?)

