Diğer Haberler Son Dakika 

ALLAH’TAN UZAKLAŞAN KALP KATILAŞIR!

     Bazı insanlar, günlük yaşamın koşuşturmacası içinde Allah’ı unuturlar! Sabah işe, akşam eve; bir koşuşturmaca, bir telaş… Bu unutkanlık, zamanla kalp katılığı denilen sessiz bir tehlikeyi doğurur. Kalp katılığı; kişinin Allah’a karşı duyarsızlaşması, hatırlatılan ayet ve hadislere tepki vermemesi, ibadetleri gönülsüz yerine getirmesi demektir. Fark edilmeyen bu durum, zamanla sinsi bir şekilde kalbi katılaştırır.

     Kalp katılığı, bir anda oluşmaz; yavaş yavaş büyür. İnsan, Allah’ı hatırlamak yerine dünyaya yönelir, maddi ve dünyevi meşguliyetlerle kalbini doldurursa; zamanla kalp, ilahi hatırlatmalara karşı duyarsız hâle gelebilir. Bu durum, Kuran’da şöyle ifade edilir: “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır” (Haşr 19).

     Kalp katılığı, çeşitli şekillerde kendini gösterir: İbadetlerde gönülsüzlük oluşur, doğru ve yanlış arasındaki fark bulanıklaşır, günah ve yanlışlar fark edilmeden tekrarlanır. Bu ve benzer belirtiler, kalbin ilahi nurdan uzaklaştığını gösterir.

     Kalbin katılığı, insanı manevi körlüğe sürükler. Bu durum, hayatın anlamını ve huzurunu kaybettirir. Çünkü Allah’ı unutan insan, içsel pusulasını kaybeder; yönünü tamamen dünyaya ve nefsine çevirir.

     Allah’ı unutmak, insanın kalbinde sessiz bir katılık yaratır. Bu katılık, ruhsal ve ahlaki yaşamı zedeler, insanı huzursuz ve tatminsiz kılar. Kalbi diri tutmak; Allah’ı hatırlamak, ibadetleri gönülden yapmak ve şükretmekle mümkündür. Kalp Allah’ı hatırladıkça yumuşar, O’nu unuttukça katılaşır. Yumuşak bir kalp; hem dünya, hem de ahiret için çok değerli hazinedir.

     Bakara suresinin 74’üncü ayeti, kalp katılığının ne kadar tehlikeli olduğunu çarpıcı bir benzetmeyle anlatır. Ayette, bazı insanların kalplerinin taştan daha katı hâle geldiği belirtilerek şöyle buyurulur: “Taşın öylesi var ki, ondan ırmaklar kaynar; öylesi de var ki, çatlayıp bağrından su fışkırır; bazı taşlar da var ki, Allah korkusuyla yuvarlanıp düşer.” 

     Bu benzetme, kalbi katılaşan insanın manevi anlamda taşlaşmasını; artık nasihatten, ibretten etkilenmez hâle gelişini ifade eder. Bu hâl, bir tür manevî ölümdür. Oysa insan, yaratılış itibarıyla Rabbiyle bağ kurmaya muhtaçtır. Kuran bunu şöyle bildiriyor: “Kalpler, ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur” (Râd, 28).

     Dünya nimetleri veya eğlenceler,  geçici tatmin sağlayabilir; ancak Allah’ı unutan kalp gerçek iç huzuru bulamaz. Bu nedenle kalbin yumuşaması ve canlılığını koruması için; imanı taze tutmak, ibadetleri gönülden yapmak, tövbe ile arınmak, merhameti hayatın merkezine almak gerekir. Zira müminin kalbi, taş gibi katı değil; aksine, merhametle dolu ve mütevazı olmalıdır.

     Kalbi Allah’tan uzaklaşan insan, ruhsal yönünü kaybeder ve dünya telaşları arasında savrulur. Dışarıdan mutlu gibi görünse de, içinde hep huzursuzluk olur. İbadetlerini huşû ile yerine getirip hem dünyada, hem de ahirette huzura kavuşan kullardan olabilmeyi Rabbimiz bizleri de nasip eylesin!

     (Yararlanılan Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Kuran Yolu Tefsiri, Sosyal Medya, Diyanet Haber-Kalbi Selim Olabilmek)

Hazırlayan: Bahtiyar BUDAK-Emekli Edebiyat Öğretmeni

En son Haberler

Sen de Yorum Yapabilirsin

Teşekkürler.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.