MÜLKÜN GERÇEK SAHİBİ ALLAH’TIR
Âli İmran suresinin 26’ncı ayeti, insanın hayatındaki en temel hakikati hatırlatır: “De ki: Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini yüceltirsin, dilediğini de alçaltırsın. Her türlü iyilik senin elindedir. Hiç kuşku yok sen her şeye kadirsin.”
Bu ayet, sahip olduğumuz her şeyin gerçek sahibinin yalnızca Allah olduğunu bildirir. Veren de, alan da; yücelten de, alçaltan da O’dur. İnsan bazen güç, makam veya servetine bakarak kendini güçlü sanabilir. Oysa hakikat açıktır: Tüm nimetler, imkânlar ve mülk Allah’ın elindedir.
İnsan çabalasa da, çalışsa da son kararı veren, her şeyin gerçek sahibi Allah’tır. Hayatımızdaki her nimet, her imkân ve her başarı Allah’tan gelir. Bunun nedenle insan sahip olduklarıyla gururlanmaz, kaybettikleriyle de yıkılmaz. Mülkün sahibinin yalnızca Allah olduğu bilinci, insanı kibirden ve umutsuzluktan korur.
Allah dilediğine mal, makam, itibar, ilim, sağlık ve başarı verir; dilediğinden de bunları geri alır. Bir makamı kaybetmek, bazen daha büyük bir zarardan korunmak anlamına gelebilir. Veya zenginliği yitirmek, insanı manevî olarak yükseltebilir. İnsan her olayın iç yüzünü bilemeyeceği için hem gayret eder hem dua eder hem de sonucu Allah’a bırakır. “Hayırlısı Allah’tandır” ifadesi, bu teslimiyetin sözlü ifadesidir.
Fâtır suresinde de bu durum şöyle ifade edilir: “Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, bilesin ki O her şeye kadirdir.” (Fâtır 2). Bu tür ayetler, Allah’ın verdiği şeylerin hiçbir güç tarafından engellenemeyeceğini ve O’nun dilediği zaman her şeyi düzenleyebileceğini gösterir.
Hayat, bazen insanın anlayamayacağı şekilde devam edebilir. Allah dilediğini yüceltir, dilediğini de rezil edebilir. Tarihte bunun örneklerini görebiliriz. Nice güçlü görünen devletler zayıflamış, zayıf görünen toplumlar güçlenmiştir. Nice fakir insanlar zengin olmuş, nice zenginler de fakirleşmiştir.
Bu ayetler, insanı pasifliğe değil, bilinçli bir gayrete ve güvene çağırır. Mümin çalışır, doğruyu seçer, sorumluluğunu yerine getirir ve sonunda Rabbine dayanır. Mümin, Allah’tan gelen her şeyin, sonuçta kendisi için hayra vesile olacağına inanır ve ferahlar. Gerçek izzet, gerçek güven ve gerçek güç yalnızca Allah’ın elindedir.
Ayetin “Her türlü iyilik senin elindedir” ifadesi, iyiliğin yalnızca Allah’tan geldiğini bildirir. İnsan zekâsı, çalışması veya imkânlarıyla bir hayrı gerçekleştirdiğini düşünebilir; fakat hiçbir hayır, Allah’ın izni ve yardımı olmadan gerçekleşmez. Şer ise, çoğu zaman insanların yanlış tercihlerinden, hatalarından veya kendi iradelerinden kaynaklanır.
Nisa suresinde şöyle buyrulur: “Her iyilik Allah’tandır; her kötülük ise kendi ellerinizin sonucudur” (Nisâ 79). Bu bilinç, kalbimizi ferahlatır, ruhumuzu güçlendirir ve yaşamımıza anlam katar. İnsan hata yapabilir, yanlış yollara sapabilir. Fakat Allah’ın rahmetinin sonsuz olduğunu unutmaz; kalbini samimiyetle O’na açarak, doğru yola yönelir.
Allah’a güvenmek, yalnızca bir ibadet değil, ruhu güçlendiren bir sığınaktır. Bedenimiz dâhil, bizim zannettiğimiz her şeyi; gerçek sahibinin isteği doğrultusunda kullanabilmeyi Allah bizlere de nasip eylesin inşallah!
(Bu metin, DİB Kuran Yolu Tefsiri ve diğer yayınlarından yararlanarak hazırlanmıştır.)

