KURAN VE SÜNNETTE HZ. MUHAMMED (S.A.S)
İslâm’da imanın üç temel esasından birini nübüvvetin (diğerleri tevhid ve ahiret konuları) teşkil ettiği bilinmektedir. Ahzâb suresinin 40’ıncı ayetinde, Rasûlü Ekrem’in (s.a.s.), Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusu olduğu bildirilir. Enbiya suresinin 107’nci ayetinde âlemlere rahmet olarak gönderildiği bildirilen Allah Rasûlü; müşriklere beddua etmesi istendiğinde, “Ben lanetçi olarak değil, rahmet elçisi olarak gönderildim” diye cevap veriyordu (Müslim).
Bütün semavî din mensuplarının hürmetle anıp sahiplendiği Hz. İbrahim; oğlu İsmail ile birlikte Kâbe’yi inşa ederken, sonraki toplulukların içinden bu görevleri ifa edecek ve onları arındıracak bir elçi göndermesini (Bakara 129) Allah’tan dilemişti. Saf suresinin 6’ncı ayetinde de, Hz. İsa’nın, kendisinden sonra gelecek rasûlü müjdelerken, O’nun adının Ahmed olacağını söylediği bildirilmiştir.
Nübüvvetinin geçmişle bağlantısının ne olduğu hususunda sorulan bir soruya Hz. Peygamber’in verdiği cevap ilgili âyetlerin açıklaması gibidir: “Nübüvvetimin tarihî, kaynağı atam İbrahim’in duası ve İsa’nın benim peygamber olarak gönderileceğimi müjdelemesidir” (Müsned).
Saffat suresinin 181’inci ayetinde, Allah’ın bütün elçilerine selâm gönderilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de, “Bana selâm okuduğunuzda Allah’ın diğer elçilerine de selâm okuyun, zira ben de onlardan biriyim” buyurmuştur. Bu ayet ve hadisler, bütün peygamberlerle birlikte Hz. Muhammed’e de imanın gerektiğini göstermektedir.
Allah’ın bütün peygamberlere kendi isimleriyle hitap ederken, peygamberimize “ey resul, ey nebi” diye hitap etmesi; O’nun diğer peygamberlere üstünlüğünün işareti olarak kabul edilir. Kuran-ı Kerim’de “Muhammed” ismi, dört yerde geçmektedir. İki ayette (Ahzâb 40, Fetih 29) “rasûlüllah” tabiri geçmekte, bir ayette (Âli İmran 144) rasûl olduğu ifade edilmekte, bir ayette de (Muhammed 2) dünya ve ahiret mutluluğuna erişmek için Muhammed’e inanmak şart koşulmaktadır.
Ezan içinde yer alan Muhammed ismi, yirmi dört saatin her anında Allah’ın adıyla birlikte anılmaktadır. Kelime-i tevhitte, kelime-i şehadette, farz namazlardan önce okunan kamette; ayrıca namaz içindeki Tahiyyat, Salli ve Barik dualarında nebi veya Muhammed ismi tekrar edilmektedir. Bu iç içe geçmiş sistem, Hz. Muhammed’in dindeki konumunu göstermektedir.
Daha önceki peygamberlerin hitap ettiği kavimler, çoğunlukla iman etmedikleri için helâk edilmiştir. Enfâl suresinin 33’üncü ayetinde; Hz. Muhammed’e, kendisi kavminin içinde bulunduğu sürece onların dünyevî bir cezaya maruz bırakılmayacağı bildirilmiştir.
İsrâ ve Necm surelerinde, Rasûlüllah’ı yüceltici ifadeler kullanılmış; Kevser suresinde birçok iyilik ve güzelliğin O’na verildiği zikredilmiştir. Bu surede yer alan “Kevser” ile İsrâ suresinin 79’uncu ayetinde Rasûl-i Ekrem’e vaat edilen “Makam-ı Mahmûd” bir arada düşünüldüğünde; Hz. Muhammed’in getirdiği mesajın dünya var oldukça etkinliğini sürdüreceği net olarak anlaşılmaktadır.
Müslümanın; Allah ile birlikte Rasûlüllah’a itaat etmesi (Âli İmran 32, Nisâ 136), O’nu herkesten fazla sevmesi ve örnek alması gerektiği (Ahzâb 21) bildirilmiştir. Kalem suresinin 4’üncü ayetinde O’nun üstün bir ahlâka sahip olduğu vurgulanmış; Âli İmran suresinin 164’üncü ayetinde, kitap ve hikmeti öğreten bir peygamberin gönderilmesinin, müminlere Allah’ın büyük bir lütfu olduğu hatırlatılmıştır.
Kuran’ı, hayatının vazgeçilmez bir parçası yaparak bütün davranışlarını Kuran ile şekillendirmiş olan Allah Rasûlü; “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyordu. “Güzel ahlâk, ibadetlerinizdeki eksikliği tamamlar; ancak fazla ibadet, ahlâk eksikliğinizi tamamlamaz” diye uyarıyordu
Çeşitli ayetlerden hareketle bir Müslümanın, Hz. Peygambere karşı görevlerini ve gerçek bir mümin olmasının şartlarını şöyle sıralayabiliriz: O’na inanmak, O’na itaat etmek, O’nun izinden gitmek, O’nu sevmek ve O’nu salâtüselâmda anmak…
Kuran-ı Kerim’de Hz. Muhammed’in, bütün dinlere hâkim olacak hak dinin nebisi olarak gönderildiği ve peygamberlerin sonuncusu olduğu; hak dinin son halkası olan İslâmiyet’i nihaî şekline erdirdiği ve ondan başka din arayışına kalkışanın bu davranışının asla kabul görmeyeceği de açıkça belirtilmiştir. (bk. Fetih 28-29, Ahzâb 40, Maide 3, Âli İmran 85)
Salat ve selam senin üzerine olsun, ey kutlu Nebi! Bize Kuran’ı ve kurtuluş yolunu sen öğrettin. Seni doğru anlayabilmeyi, senin gösterdiğin yoldan gidebilmeyi, sana lâyık ümmet olarak hayatımızı sürdürebilmeyi; böylece cennette sana komşu olabilmeyi Allah bizlere de nasip eylesin inşallah!
(Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi-Hz. Muhammed’in Dindeki Yeri, TDV Kuran Yolu Tefsiri, Dr. Murat Kaya-Siyer-i Nebi)
Hazırlayan: Bahtiyar Budak–Emekli Edebiyat Öğretmeni

