ŞEFAAT NEDİR?
İSLAM İNANCINDA ŞEFAAT MESELESİ
Şefaat, bir kimse için araya girmek, onun bağışlanması ya da dileğinin kabulü için niyazda bulunmak anlamına gelir. İslâm inancında şefaat; kıyamet gününde Allah’ın izin verdiği peygamberlerin ve salih kulların, iman edenler için Allah katında dua etmeleri ve bağışlanma talebinde bulunmalarıdır.
Bu inanç, kulun kurtuluşunu başkasının eline bırakan bir anlayış değil; aksine her şeyi Allah’ın iradesine bağlayan derin bir teslimiyettir. Şefaat ancak O’nun izniyle vardır ve yine O’nun dilemesiyle kabul edilir.
Kuran-ı Kerîm; şefaati ne mutlak biçimde reddeder, ne de sınırsız bir yetki olarak sunar. “O’nun izni olmadıkça katında hiç kimse şefaat edemez” (Bakara, 255) ayeti, bu gerçeği en açık şekilde ortaya koyar. Bir başka ayette ise, “O gün Rahman’ın izin verdikleri dışında kimse şefaat edemez” (Tâhâ, 109) buyrularak, şefaatin tamamıyla ilahî izne bağlı olduğu vurgulanır.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şefaati, âlimlerin ittifakla üzerinde durduğu en önemli husustur. Hadis kaynaklarında yer alan rivayetlerde, Hz. Peygamber’in ümmeti için şefaat edeceği açıkça bildirilmiştir. İmam Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği hadislerde, Peygamberimizin kabul edilecek duasını ahirete bıraktığı ve bunu ümmetinin bağışlanması için kullanacağı ifade edilmiştir.
Bununla birlikte âlimler, şefaatin sadece Hz. Peygamber’e mahsus olup olmadığı konusunu da ayrıntılı şekilde ele almışlardır. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğu, Allah katında derece kazanmış salih kullara da, Allah’ın izniyle şefaat yetkisi verileceğini kabul ederler.
İmam Mâturîdî ve İmam Eş’arî, şefaati Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olarak görmüş; peygamberlerin, meleklerin ve salih kulların bu rahmet vesilesiyle şefaat edebileceğini ifade etmişlerdir. Ancak bu yetkinin, hiçbir zaman bağımsız bir güç anlamına gelmediğini de özellikle vurgulamışlardır.
Kuran’da şefaatin kabul edilmeyeceğini bildiren ayetler ise, âlimler tarafından dikkatle değerlendirilmiştir. “Öyle bir günden korkun ki, o gün kimse, kimse adına bir şey ödeyemez; hiç kimseden şefaat kabul olunmaz” (Bakara 48) ayetinin, özellikle inkâr ve şirk üzere ölenler hakkında olduğu ifade edilmiştir.
İbn Abbas’a göre, bu tür ayetlerin muhatabı kâfirler ve müşriklerdir. İman üzere ölen günahkâr müminler, Allah’ın dilerse bağışlayabileceği kimselerdir. İmam Kurtubî ve Fahreddin er-Razi de tefsirlerinde bu ayetlerin, şefaatin aslını değil; ona güvenerek sorumluluktan kaçmayı reddettiğini ifade etmişlerdir.
Kuran’da geçen makam-ı mahmûd, “övülmüş, yüce makam” anlamına gelir ve Peygamber Efendimize mahsus bir derecedir. Kıyamet günü insanların uzun bekleyişten dolayı büyük bir sıkıntı içinde olduğu anda, Rasûlüllah’ın ümmeti adına Allah’a niyazda bulunması bu makamla ilişkilendirilmiştir.
Nitekim ezan duasında da şöyle niyaz ederiz: “…Muhammed’e vesileyi ve fazileti ver; onu vaat ettiğin makam-ı mahmûd ulaştır.” Bu makam, bazı hadislerde doğrudan şefaat makamı olarak açıklanmıştır.
İslâm âlimleri arasında, Allah’ın izin verdiği kulların şefaat edeceğini savunanlar olduğu gibi; şefaatin yalnızca Allah’a ait olduğunu söyleyenler de olmuştur. Her iki görüş de ayet ve delillere dayanır. Bu farklı yaklaşımlar, bir ayrılık sebebi değil; İslâm düşüncesinin zenginliği olarak görülmelidir.
Prof. Dr. Faruk Beşer, Kuran’ın şefaati mutlak anlamda reddetmediğini, aksine birçok ayette ona kapı araladığını ifade eder. Şefaati reddeden ayetlerin çoğunun muhatabının müşrikler olduğunu belirten Beşer, onların putlara güvenerek kurtuluş beklediklerini belirtir. Beşer’e göre temel ilke, kurtuluş sadece Allah’ın rahmetindendir.
Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu da, şefaat yetkisinin Allah tarafından verildiğini hatırlatarak, bunun Allah’ın hikmetine aykırı olmadığını ifade eder. Nasıl ki Allah, vahyi Cebrail aracılığıyla indirmişse, şefaate izin vermesi de kullarına bir rahmettir. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’e göre ise, şefaatin özü; müminlerin birbirine dua etmesidir. Nihai karar yine Allah’a aittir.
Şefaat, İslâm inancında Allah’ın rahmetini yücelten bir kavramdır. Ancak şefaat, sorumluluğu ortadan kaldıran bir garanti de değildir. Mümin, ameline güvenmeden veya günahına aldanmadan; Allah’ın rahmeti ile korkusu arasında bir denge içinde yaşar. Şefaat ümidi, kulun Allah’a yönelişini artırır. Dini konular dikkatli olmak gerekir. Şefaatin olmadığını iddia edenlere; “Öyleyse şefaatsiz kalasınız” dendiğinde, acaba buna “âmin” diyebilirler mi?
(Yararlanılan Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, TDV Kur’an Yolu Tefsiri)
Hazırlayan: Bahtiyar BUDAK–Emekli Edebiyat Öğretmeni


“Âlimlerin büyük çoğunluğuna göre; Allah katında yüksek dereceler elde eden iyi kullar da şefaat etmeye yetkili kılınacaktır.” Bu cümle bile o kadar şirk kokuyor ki. Kim Allah (c.c.) dan izin almışda şefaat edecekmiş. Kuranı Kerimde bu konuyla ilgili keskin ve net ayetler var. Kimseden şefaat kabul edilmeyeceğine dair. Hala insanlarımız ondan bundan şefaat dilenir olmuşlar. Dilerse yaradan elbette Peygamber efendimize bu yetkiyi verebilir fakat kesinliği yok.