Diğer Haberler Son Dakika 

CAN BOĞAZA DAYANDIĞINDA

     İnsan, hayatın akışı içinde devamlı ölümü öteler. Günler geçer, umutlar kurulur, planlar yapılır. Ölüm ise hep “sonra” düşünülür. Ta ki o kaçınılmaz an gelinceye kadar… Kıyâme Suresi 26-30. ayetler, işte bu anı; insanın en savunmasız, en çıplak hâlini sarsıcı bir dille gözler önüne serer.

      “Can boğaza gelip dayandığında…” (Kıyâme 26). Artık söz bitmiştir. Nefes daralır, dünya ile kurulan bağlar gevşemeye başlar. Çevrede bir telaş dolaşır: “Kim şifa verecek?” (Kıyâme 27). Ne var ki bu soru çoğu zaman cevapsızdır. Ne mal yetişir imdada, ne makam konuşur, ne de insan kalabalıkları fayda verir. Hayat boyunca güvenilen her şey, bu anda sessizleşir. Çünkü ölüm, ertelenemeyen bir hakikattir.

      Bu anda, kul için yapılabilecek en büyük hazırlık, kalbi Allah’a yöneltmektir. Dünya telaşıyla değil, teslimiyetle durabilmektir. Dil, son kez de olsa zikre çağrılır. Kalp, pişmanlıkla değil, tövbeyle arınmak ister. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) tavsiye ettiği gibi, kelime-i tevhid ile bu dünyaya veda etmeye gayret edilir. Çünkü son söz, insanın son yönelişidir.

      “O, bunun bir ayrılık olduğunu anlar” (Kıyâme 28). İnsan, ilk kez bu kadar net bir fark ediş yaşar. Bu, geçici bir veda değil; dönüşü olmayan bir ayrılıktır. Ruhun bedenden çekilip alınacağını; sevdiklerinden, alışkanlıklarından ve dünyadan kopacağını anlar.

      Kalpte bir hüzün, zihinde bir pişmanlık dolaşır. “Keşke”ler artık fayda vermez. Fakat samimi bir yönelişe, Allah rahmet kapısını kapatmaz. Çünkü O, kulunun son nefesindeki içtenliğini de bilir.

      Bu anda yapılması gereken; Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek, korku ile ümit arasında dengede kalmaktır. Günahların ağırlığı insanı ezse bile, ilâhî merhametin genişliği hatırlanır. Kul, kendini savunmaya değil; affa muhtaç bir misafir gibi teslim olmaya çağrılır.

      “Bacaklar birbirine dolanır” (Kıyâme 29). Beden, sahibine itaat etmez hâle gelir. Güç tükenir, irade çözülür. İnsan, hayatı boyunca yönettiği bedeninin artık kontrolünden çıktığını hisseder. Ölüm sarhoşluğu, dünyaya ait son bağları da çözer. Hareket yoktur, tercih yoktur, müdahale yoktur. Bundan sonrası, insanın elinden alınmıştır.

      Yakınlara düşen; feryat değil dua, panik değil sükûnettir. Ölmek üzere olan kişiye dünyayı hatırlatmak yerine; ahireti kolaylaştıracak sözler fısıldamak önemlidir. Onu hayata bağlamak için değil, Rabbine emanet etmek için yanında olmaktır.

      “O gün varış, yalnızca Rabbin huzurudur.” (Kıyâme 30). Bütün yollar, tek bir kapıda birleşir: Kaçış yoktur, erteleme yoktur. İnsan, Allah’ın huzuruna çıkarılır. Orada ne unvan sorulur, ne de servet. Sadece yaşanan hayat, yapılan tercihler ve taşınan niyetler konuşur. Dünya, bir imtihan sahnesi olarak kapanır; hakikat perdesi açılır.

      Bu ayetler, insanı sarsmak için indirilmiştir. Ölümün uzak bir ihtimal olmadığını, her an kapıyı çalabilecek bir gerçek olduğunu hatırlatır. Dünya hayatının geçiciliğini, asıl yurdun ahiret olduğunu fısıldar. En güvenli sığınağın; can boğaza dayanmadan önce Allah’a yönelmek, o an geldiğinde ise teslimiyetle O’na dönmek olduğunu öğretir.

      Can boğaza dayanmadan önce yapılan tövbe, o an okunan bir kelime-i tevhid ve kalpten gelen bir teslimiyet… İşte ölüm anında insana en çok yakışan; sessizce Rabbine yürüyebilmektir. Allah, bizlere de nasip eylesin inşallah!

     (Yararlanılan Kaynak: TDV Kuran Yolu Tefsiri) 

En son Haberler