Diğer Haberler Son Dakika 

HAK VE HESAP BİLİNCİ

      İnsan, bu dünyada attığı her adımın izini geride bırakır. Kimi zaman güzel bir söz bir gönlü yeşertir, kimi zaman da düşünmeden yapılan bir haksızlık yıllarca silinmeyen bir iz bırakır. Dünya hayatı geçicidir; fakat yaptıklarımızın hesabı kalıcıdır. İşte bu yüzden mümin, sadece Allah’a karşı görevlerini değil, insanlara karşı sorumluluklarını da yüreğinde taşımalıdır.

      Rabbimizin huzuruna vardığımız gün, yalnızca ne kadar ibadet ettiğimiz değil; kimin hakkını koruduğumuz, kimin gönlünü incittiğimiz ve bize emanet edilenlere nasıl sahip çıktığımız da sorulacaktır.

      İslam’ın üzerinde önemle durduğu konulardan biri de kul hakkı ve kamu hakkıdır. Allah’ın rızasını kazanmak isteyen mümin, önce insan haklarına karşı titiz davranmalıdır. Çünkü ibadetler insanı Allah’a yaklaştırırken, haksızlıklar O’nun rahmetinden uzaklaştırır. Nice insanlar vardır ki namazını kılar, orucunu tutar; fakat diliyle, eliyle veya kazancıyla başkalarının hakkına zarar verir.

      Rasûlüllah (s.a.s.), gerçek müflisin; namaz, oruç ve zekât sevabıyla mahşere geldiği hâlde sövdüğü, iftira ettiği, malını yediği, kanını aldığı, dövdüğü kimselerin hakları sebebiyle sevaplarını kaybeden, sonunda onların günahlarını yüklenerek cehenneme gönderilen kişi olduğunu haber vermiştir. Bu uyarı, kul hakkının ibadetlerle telafi edilebilecek basit bir kusur olmadığını açıkça göstermektedir.

      Kul hakkı sadece bir kimsenin malını haksız yere almak değildir. Bir gönlü incitmek, iftira atmak, gıybet etmek, yalanla insanları aldatmak, verilen sözü tutmamak, emeğin karşılığını eksik vermek, yetim malına el uzatmak veya bir insanın onurunu zedelemek de kul hakkıdır.

      Bazen kırıcı bir söz yıllarca kapanmayan bir yaraya dönüşebilir. Bazen de küçük görülen bir haksızlık, ahirette ağır bir hesabın konusu olabilir. Bu sebeple mümin; eline, diline ve kalbine sahip olmalıdır.

      Kamu hakkı, toplumun ortak emanetidir. Devlet malını israf etmek, görevini ihmal etmek, rüşvet almak veya vermek, torpil yapmak, vergiden kaçmak, kamuya ait araç ve imkânları şahsî menfaat için kullanmak ya da çalışma saatlerini hakkıyla değerlendirmemek yalnızca bir kişiye değil, bütün topluma zarar verir.

      Kamu malına verilen zarar; çocukların, yaşlıların, ihtiyaç sahiplerinin ve gelecek nesillerin hakkına uzanan bir haksızlıktır. Bu sebeple kamu malını korumak sadece hukukî bir sorumluluk değil, aynı zamanda dinî bir emanettir.

      Nitekim Yüce Allah, “Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor” (Nisâ 58) buyurarak emanet ve adalet bilincini müminin temel vasıfları arasında saymaktadır.

      Asıl felaket, günah işlemekten daha çok günahı sıradanlaştırmak, savunmak ve sonunda doğruymuş gibi göstermektir. Çünkü günahından rahatsız olan insanın tövbe ümidi vardır. Fakat işlediği yanlışı meşru gören kimse, zamanla tövbeye ihtiyaç duymadığını düşünmeye başlar. Kalbin en tehlikeli hastalıklarından biri de budur.

      Mümin; sadece namazını kılan, orucunu tutan kimse değildir. Gerçek mümin; helâl lokmasına dikkat eden, kul hakkından titizlikle sakınan, kamu malını emanet bilen ve her davranışında Allah’ın huzurunda hesap vereceğini unutmayan kimsedir.

      Unutmamak gerekir ki ahirette insan sadece ibadetlerinden değil; kazancından, emanetlere riayetinden, dilinden, elinden ve başkalarının haklarına karşı gösterdiği hassasiyetten de hesaba çekilecektir. Bu dünyada helalliği alınmayan kul hakları ve korunmayan kamu emanetleri, mahşer günü en ağır hesaplardan biri olacaktır.

      (Yararlanılan Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Kuran Yolu Tefsiri)

 

En son Haberler

Sen de Yorum Yapabilirsin

Teşekkürler.

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.