
Oğuz Köylerinin Tarihine
Yeniden Bakış
Trabzon ili Beşikdüzü ilçesinin güneybatısında, Giresun il sınırına ve Eynesil yöresine yakın bir coğrafyada bulunan Oğuz yerleşim alanı, tarih boyunca Karadeniz’in kıyı kesimleri ile iç kesimleri arasında uzanan önemli bir geçiş sahasının parçası olmuştur.
Bugün Türkelli ve çevresindeki yerleşimlerle birlikte anılan bu coğrafyanın geçmişini anlamak için yalnızca yakın dönemden kalan sözlü anlatımlara değil, Osmanlı dönemine ait tahrir defterlerine, şer’iyye sicillerine, öşür kayıtlarına, nüfus kayıtlarına ve diğer arşiv belgelerine de bakmak gerekir.
Oğuz adı neyi ifade ediyor?
Öncelikle burada önemli bir kavram ayrımı yapmak gerekiyor. Oğuz kelimesi tarih ve Türkoloji literatüründe yalnızca tek bir boyun adı olarak değil, daha geniş bir tarihî-siyasi birlik anlamında da kullanılmıştır. Oğuzların 24 boydan meydana geldiği kabulü Türk tarihçiliğinde yerleşmiş bir çerçevedir.
Bu nedenle daha önce kullandığımız “Oğuz köy grubu, Oğuz’un 24 boyundan Çepni boyuna bağlı küçük bir aşirettir” şeklindeki ifade, bugün daha dikkatli kurulmalıdır.
Çünkü Çepniler Oğuzların önemli boylarından biridir; ancak “Oğuz” adı ile “Çepni” adını aynı tarihî kategoriye koymak doğru değildir.
Bölgenin tarihî kayıtlarında Çepni adının yanında Üreğir/Yüreğir, Alayuntlu ve başka Türkmen unsurlarını gösteren yer ve topluluk adlarına da rastlanması, bölgedeki yerleşim tarihinin tek bir boy üzerinden açıklanamayacağını düşündürmektedir.
Nitekim Feridun M. Emecen’in Giresun ve çevresinin XV-XVI. yüzyıl tarihini ele aldığı çalışmasında bölgenin Osmanlı öncesi ve erken Osmanlı dönemindeki Türkmen yerleşimi ile ilgili önemli değerlendirmeler bulunmaktadır.
Feridun M. Emecen – XV-XVI. Asırlarda Giresun ve Yöresine Dâir Bâzı Bilgiler
Tahrir defterleri bize ne söylüyor?
Oğuz yerleşiminin tarihini araştırırken en önemli kaynak gruplarından biri Osmanlı tahrir defterleridir. Bu defterler yalnızca köy isimlerini değil; yerleşimlerin idarî bağlılıklarını, nüfus ve vergi durumlarını, mezra ve köy ilişkilerini ve bazı ekonomik faaliyetleri takip etmeye imkân verir.
Bu konuda yapılan akademik çalışmalar da tahrir defterlerinin yerel tarih araştırmaları açısından temel kaynaklardan biri olduğunu özellikle vurgulamaktadır.
Tahrir Defterleri Üzerine Mikro-Tarih Çalışması – Hacettepe Üniversitesi
Önemli tarihî kayıt: 1486 tarihli Trabzon tahrir kayıtları, bölgenin Osmanlı idarî ve yerleşim tarihi açısından en önemli erken kaynaklarından biridir. Bu kayıtlar Kürtün Zeameti ve çevresindeki yerleşimlerin yapısını incelemek bakımından önem taşır.
Bölge üzerine yapılan çalışmalarda Oğuz, Üreğir/Yüreğir ve Alayuntlu gibi adların aynı tarihî coğrafyada görülmesi, yerleşim tarihinin daha geniş bir Türkmen/Oğuz dünyası içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Oğuz köyünün erken dönemleri
Bugünkü Oğuz/Türkelli çevresinin tarihini geriye doğru takip ettiğimizde karşımıza özellikle XV ve XVI. yüzyıllara ait kayıtlar çıkmaktadır.
1486 tarihli tahrir kayıtlarına dayanan çalışmalarda Oğuz köyünün Kürtün Zeameti içinde yer aldığı görülmektedir. Bu dönem, Trabzon ve çevresinde Osmanlı idarî yapısının şekillendiği yıllardır.
Şalpazarı ve Ağasar Vadisi üzerine yapılan çalışmalarda da Oğuz köyünün bölgenin sonraki yerleşim yapısının oluşmasında önemli bir merkez olduğu değerlendirmesi yapılmaktadır.
Şalpazarı Tarihi – tarihî kayıtlar ve yerleşim değerlendirmeleri Şalpazarı Araştırma Derneği – Kronoloji
Oğuz adı neden önemlidir?
Burada kesin bir hüküm vermeden önce iki farklı ihtimali birbirinden ayırmak gerekir.
Oğuz köyünün yalnızca Çepni boyundan küçük bir topluluk tarafından kurulmuş olması mümkündür; ancak mevcut yer ve topluluk adlarının çeşitliliği dikkate alındığında, bölgede farklı Oğuz/Türkmen unsurlarının bir arada bulunmuş olması da ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken bir ihtimaldir.
Bu nedenle “köyün adının mutlaka tek bir boyun adından gelmesi gerekir” şeklinde bir yaklaşım tarihî kaynakların ortaya koyduğu tabloyu gereğinden fazla daraltabilir.
Nitekim akademik çalışmalarda Ordu-Giresun yöresinde Çepni dışında Alayuntlu, Avşar, Bayındır, Döğer, Eymür, İğdir, Karkın, Kayı, Kınık, Yıva ve Yüreğir gibi başka Oğuz boy adlarının da yer adlarında görülebildiği ortaya konulmuştur.
Ordu-Giresun Yöresinde Oğuz Boy İsimli Toponimler
Ağasar Vadisi ve çevre yerleşimler
Oğuz tarihini yalnızca bugünkü mahalle sınırları içerisinde değerlendirmek doğru olmaz. Beşikdüzü, Şalpazarı ve Ağasar Vadisi tarih boyunca birbirine bağlı bir yerleşim ve kültür havzası oluşturmuştur.
Bu konuda en kapsamlı çalışmalardan biri Prof. Dr. Feridun M. Emecen’in “Ağasar Vadisi: Şalpazarı-Beşikdüzü – Doğu Karadeniz’de Bir Vadi Boyu Yerleşmesi” adlı eseridir. Eser, bölgenin tarihini tahrir defterleri, şer’iyye sicilleri, öşür defterleri ve nüfus kayıtları gibi kaynaklar üzerinden ele almaktadır.
Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi – Ağasar Vadisi Ağasar Vadisi – Kitap Bilgileri
Şalpazarı ve Oğuz çevresindeki yerleşimlerin gelişimi
Eski kayıtları takip ettiğimizde bugünkü yerleşimlerin bir anda ortaya çıkmadığı görülmektedir. Mezraların zaman içerisinde büyümesi, nüfusun artması ve yeni yerleşim birimlerinin oluşması, bölgenin yerleşim tarihinin temel özelliklerinden biridir.
Trabzon yöresine ait erken Osmanlı tahrir kayıtlarında Oğuz ve çevresindeki yerleşimler Kürtün Zeameti bağlamında görülmektedir.
Bölgenin idarî yapısı ve yerleşimleri yeni tahrir kayıtlarında daha ayrıntılı biçimde takip edilebilmektedir. Oğuz’a bağlı mezra ve yerleşimlerin sonraki gelişimini anlamak açısından bu kayıtlar önemlidir.
Ağasar Vadisi çevresindeki yerleşimlerin nüfus ve idarî gelişimi yeni tahrir kayıtları üzerinden takip edilebilmektedir.
Daha önce mezra durumundaki bazı yerleşimlerin zamanla kalıcı köy niteliği kazandığı görülmektedir.
Bölgenin idarî yapısı yeni düzenlemelerle değişmiş, Şarlı ve Beşikdüzü çevresindeki yerleşimler yeni idarî bağlantılar içinde değerlendirilmiştir.
“Oğuz’dan çıkan köyler” meselesi
Daha önceki tarihçemizde Resullü, Aruz/Dolanlı, Kutluca, Korkudan, Şahmelik, Kalgüney, Ardıçatak ve Kızılüzüm gibi bazı yerleşimlerin Oğuz köyünden giden aileler tarafından kurulduğu yönünde ifadeler kullanılmıştı.
Bu tür ifadeler yerel hafızada önemli bir yere sahip olmakla birlikte, tarihî bir iddianın kesinlik kazanabilmesi için her bir yerleşim için ilgili tahrir, nüfus, temettuat, öşür veya diğer arşiv kayıtlarının tek tek karşılaştırılması gerekir.
Anbarlı konusunda önemli bir ayrım
Yerel tarih anlatılarında Anbarlı’nın da Oğuz yerleşiminden ayrılan aileler tarafından kurulduğu ileri sürülebilmektedir. Ancak bu konuda yapılan değerlendirmelerde Anbarlı’nın tarihinin farklı bir cemaat yapılanmasıyla ilişkili olduğu belirtilmektedir.
Bu nedenle Anbarlı’yı doğrudan Oğuz’dan kopan bir yerleşim olarak göstermek yerine, kendi tarihî oluşum süreci içerisinde değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Bu ayrım, yerel tarih açısından küçük görünse de aslında önemlidir. Çünkü köylerin ve cemaatlerin kuruluşlarını doğru biçimde takip etmek, bölgedeki nüfus hareketlerini ve akrabalık ilişkilerini daha sağlıklı anlamamızı sağlar.
Kadırga, yaylalar ve Fatih dönemine ait anlatılar
Oğuzların ve çevredeki Türkmen topluluklarının Kadırga Yaylası, Kaz Gölü ve Ağasar çevresindeki yerleşimlerle ilişkisi hakkında yörede uzun yıllardır anlatılan çeşitli rivayetler bulunmaktadır.
Bunların en bilineni, Trabzon’un fethi sırasında Oğuz topluluklarının Fatih Sultan Mehmed’in yanında yer aldığı ve gösterilen hizmetlerin karşılığında belirli yaylak ve yerleşim alanlarının kendilerine verildiği anlatısıdır.
Bu anlatıların bir kısmının sözlü gelenekte güçlü biçimde yaşaması, onların otomatik olarak belge niteliği taşıdığı anlamına gelmez. Özellikle “şu yerin şu padişah tarafından şu topluluğa verildiği” şeklindeki iddialar için fermanın veya ilgili arşiv kaydının defter adı, numarası ve mümkünse varak/sayfa bilgisiyle gösterilmesi gerekir.
Bu sebeple bugün için bu anlatıları yerel tarih rivayeti olarak aktarmak, belgeyle doğrulanmış bir hüküm gibi sunmaktan daha doğru ve daha güvenilir bir tarihçilik yaklaşımıdır.
Osmanlı belgeleri ve araştırılması gereken arşivler
Oğuz’un geçmişini daha ayrıntılı ortaya koymak için yalnızca bir veya iki belgeye değil, farklı dönemlere ait kayıtların birlikte okunmasına ihtiyaç vardır.
Özellikle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi, şer’iyye sicilleri ve yerel nüfus/temettuat kayıtları bu araştırmanın temel kaynakları arasında yer alabilir.
Tahrir defterleri üzerine yapılan akademik araştırmalar, bir köyün kuruluşu ve nüfus yapısının anlaşılmasında tek bir kayda bağlı kalınmaması gerektiğini de göstermektedir.
Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi
Bugün için hangi noktalar daha sağlam?
1. Oğuz adı tarihî bir isimdir.
Oğuz adı yalnızca yakın dönem yerel kullanımından ibaret değildir;
Osmanlı dönemine ait kayıtlarda da bölgedeki yerleşim adı olarak
karşımıza çıkmaktadır.
2. Bölge, Türkmen/Oğuz yerleşim tarihi açısından önemlidir.
Akademik çalışmalar, Trabzon-Giresun hattında Çepniler başta olmak
üzere çeşitli Oğuz/Türkmen unsurlarının varlığını ortaya koymaktadır.
3. Oğuz’u yalnızca Çepni ile açıklamak yeterli olmayabilir.
Çepni varlığı bölgenin tarihî kimliğinde çok güçlü olmakla birlikte,
tahrir kayıtlarında başka Oğuz boy adlarının da görülmesi,
yerleşim tarihinin daha geniş bir çerçevede ele alınmasını gerektirir.
4. Yerel rivayetler değerlidir; fakat belge ile aynı şey değildir.
Büyüklerimizden aktarılan bilgiler yerel hafızanın önemli bir parçasıdır.
Ancak tarihî bir iddia kesinleştirilecekse arşiv kaydıyla desteklenmesi
gerekir.
Sonuç: Tarihimizi yeniden yazmak değil, daha sağlam okumak
Oğuz’un geçmişi, birkaç cümleyle açıklanabilecek kadar basit değildir. Bu toprakların tarihi; Türkmen topluluklarının hareketleri, yerleşimlerin oluşumu, mezraların köye dönüşmesi, idarî değişiklikler, nüfus hareketleri ve zaman içinde oluşan yerel hafıza birlikte değerlendirilerek anlaşılabilir.
Bu nedenle daha önce yayımladığımız tarihçeyi tamamen reddetmek yerine, onu yeni kaynaklar ve eleştiriler ışığında daha dikkatli ve daha belgeli bir hale getirmeyi tercih ediyoruz.
Özellikle Murat Cebecioğlu tarafından dile getirilen eleştiriler, bizim için bu araştırmanın geliştirilmesi açısından değerli bir hatırlatma olmuştur. Bir yerel tarih sitesinin amacı yalnızca geçmişten duyduklarını aktarmak değil, zaman içinde bu bilgileri belge ve bilimsel çalışmalarla karşılaştırarak daha güvenilir bir tarih hafızası oluşturmaktır.
Oğuz’un tarihi hepimizin ortak hafızasıdır.
Belgeler ortaya çıktıkça bu yazıyı yeniden güncelleyecek, yeni bilgiler eklendikçe kaynaklarını okuyucularımızla paylaşacağız.
Başlıca kaynaklar ve araştırma bağlantıları
- Feridun M. Emecen, Ağasar Vadisi: Şalpazarı-Beşikdüzü – Doğu Karadeniz’de Bir Vadi Boyu Yerleşmesi
- Feridun M. Emecen, XV-XVI. Asırlarda Giresun ve Yöresine Dâir Bâzı Bilgiler
- Çepni, Çandır ve Okçulu Köyleri Örneğinde Tahrir Defterlerine Dayalı Mikro-Tarih Analizi
- XV-XVI. Yüzyıllarda Tahrir Defterleri Işığında Ordu-Giresun Yöresinde Oğuz Boy İsimli Toponimler
- Şalpazarı Araştırma Derneği – Şalpazarı Kronolojisi
- Beşikdüzü Kaymakamlığı – İlçenin Tarihçesi
- Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı
- Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi
Not: Bu yazıda yerel hafızadan gelen anlatılar ile arşiv ve akademik kaynaklarla desteklenen bilgiler mümkün olduğunca birbirinden ayrılmıştır. Yeni belge ve çalışmalar ortaya çıktıkça metin yeniden gözden geçirilebilir.
Oğuz köylerinin ve çevresinin geçmişine dair bilgiler, yıllar içerisinde farklı kaynaklardan, ailelerden ve araştırmalardan günümüze ulaştı. Bu nedenle tarihçemizi yalnızca anlatılanlarla değil, mümkün olduğunca yazılı ve arşiv kaynaklarıyla birlikte değerlendirmeyi önemsiyoruz.
Trabzon ili, Beşikdüzü ilçesinin Güney batısında yer alan, Giresun’a bağlı Eynesil ilçesinin güneyinde; doğusunda Oğuz Deresi, batısında Giresun il sınırı bulunan, bugün bir belde üç köyden oluşan Oğuz köy grubu, kuzeyden güneye geniş bir arazi üzerine yayılmıştır.
Türkelli beldesi, idari yönden Trabzon/Beşikdüzü ilçesine bağlıdır. Oğuz köyleri yaşamaya elverişli arazi üzerindedir. Fındık, çay ve mısır ana ürünleridir. Bunun yanı sıra dağınık şekilde her türlü meyve yetiştirilir. Hayvancılık eski gücünü kaybetmiştir.
10.000’in üzerinde nüfusun büyük çoğunluğu köy dışında işçi, memur ve iş adamı olarak yaşamakta ancak köyle olan bağlantılarını devam ettirmektedir. Özellikle yaz mevsiminde tatilini köyde geçiren Oğuzlular, düğünleriyle, yayla şenlikleriyle ve değişik eğlenceleriyle yöreyi bir festival alanına çevirirler.
Oğuz köylerinde okuma yazma oranı yüksektir. Cumhuriyetten önce ilk mektebi ve mahalle mektepleri bulunan Oğuz köyleri, 1928’den hemen sonra yeni yazı ile öğretime başlamış, okulun adı da “Oğuz-Türkelli İlk Mektebi” olmuştur.
Üç yıllık eğitim veren bu okulda Oğuz köy grubunun dışında komşu köy çocukları da okumuşlar, aldıkları üç yıllık diplomalarla Beşikdüzü veya Eynesil ilkokullarına devam ederek ilköğretimi tamamlamışlardır.
Şu anda Türkelli beldemizde “Türkelli İlköğretim Okulu” adında bir tane okul vardır. Bu okulumuza Resullü köyümüzden de öğrenciler taşımacılık sistemi ile gelmektedir.
Oğuz köy grubu, Oğuz’un 24 boyundan Çepni boyuna bağlı küçük bir aşirettir.
Anadolu’ya gelişleri ve bugünkü topraklar üzerine yerleşmeleri, Trabzon’un Fatih tarafından alınmasına kadar olan bölümü tam olarak bilinmemektedir.
Bazı rivayetlere göre kuzeydoğu Anadolu’dan bu yörelere yerleşmişler; bazı rivayetlere göre de Suriye üzerinden Karaman’a gelmişlerdir. Karaman Beyliği ortadan kaldırıldıktan sonra bu yöreye geldikleri de anlatılmaktadır.
Alparslan’ın Malazgirt Zaferi’nden sonra bir kısım askerin Anadolu’ya yerleşen Türklerin korunması amacıyla sınır boylarında bekçi olarak görevlendirildiği, Pontus Devleti’nin Fatih Sultan Mehmet tarafından tarihten silinmesiyle bugünkü Kadırga Yaylası ve civarının Çepnilere, dolayısıyla Oğuzlara yurt olarak verildiği anlatılmaktadır.
Bugünkü Şalpazarı-eski adı Ağasar- ve Oğuz kariyeleri olarak iki ayrı tımar olarak değerlendirildiği ve böylece günümüze kadar ulaşıldığı, 1928 yılında Resullü ve Aruz olarak iki ayrı köy ve bilahare Çakırlı köyünün ilavesiyle son durumunu aldığı da rivayet edilmekle birlikte, komşu Ören beldesi ile Kadırga Yaylası yüzünden çıkan anlaşmazlığın halli sırasında Osmanlı Arşivi’nden alınan fermanların bu rivayeti doğrular nitelikte olduğu ifade edilmiştir.
Bu rivayetlerden önce ikincisi üzerinde durmak gerekir. Yani Suriye üzerinden Karaman’a yerleşmeleri ve Karaman Beyliği’nin yıkılmasından sonra Oğuz aşiretinin bu yöreye gelme söylentisi tarihi gerçeklere aykırı gibi görünmektedir.
Çünkü Karaman Beyliği Trabzon’un fethinden sonra yıkılmıştır. Oysa Oğuz aşireti Trabzon’un fethinde Fatih’in yanında yer almıştır.
Ayrıca Oğuz köylerinin Kadırga Yaylası davası ile ilgili Topkapı Sarayı’nda araştırma yapılırken, Trabzon’un fethinden önce Oğuz aşiretinin Erzincan’ın “Kaz Gölü” adı verilen yöresinde yaşadıkları ortaya çıktığı ifade edilmiştir.
Bütün bunlara rağmen Karaman’dan geldiğimizi düşünsek bile, Osmanlı ile barışık olan ve ona savaşta yardım eden Oğuz aşireti neden bu yörelerdeki Osmanlı toprağına değil de Akkoyunlu devletinin toprağı olan Kaz Gölü’ne yerleşmiştir?
Birinci rivayet, yani Oğuz aşiretinin kuzeydoğudan güneye inmeleri, önce Kaz Gölü’ne, sonra Kadırga’ya yerleşmeleri söylentisi akla daha yatkın görünmektedir.
Kars yöresinde bugün yaşamakta olan Türk boyları ile Oğuz aşiretinin gelenekleri, töreleri ve adetleri birbirine çok yakındır. Kaldı ki coğrafi açıdan çok yakın olan kuzeydoğu Anadolu’dan Kaz Gölü’ne gelmek daha kolaydır.
Ayrıca 600 yıldır bu yörede yaşayan Oğuz aşireti, Konya-Karaman gibi stepleri aramamışlar, Erzurum-Kars gibi engebeli arazileri benimsemişler ve sevmişlerdir.
Günümüzde bazı sülaleler, atalarının değişik yerlerden geldiklerini iddia etmektedirler. Bu çok doğaldır. Çünkü Anadolu’nun çeşitli yörelerinden türlü nedenlerle göç eden aile grupları, güçlü ve padişahlar tarafından korunan Oğuz aşiretine sığınmışlar ve zamanla aşiretin bir parçası haline gelmişlerdir.
Erzincan yöresinde bulunan Kaz Gölü, Oğuz aşiretinin bilinen ilk yerleşim yeri olarak anlatılmaktadır. Daha çok hayvancılıkla geçinen aşiret için geniş otlakları bulunan bu yöre uygun bir yerleşim alanıdır.
Rivayetlere göre Oğuz aşireti Trabzon’un fethinde 500 atlı ile Fatih’in yanında yer almış ve Trabzon’un fethinde büyük yararlıklar göstermiştir.
Fatih bu yardımı karşılıksız bırakmaz ve bugün yayla olarak kullanılan Kadırga’yı köy olarak Oğuz aşiretine verir. Otlukbeli Savaşı’na katılan Oğuz aşiretine Fatih Sultan Mehmet, Kaz Gölü’nü yayla ve otlak olarak verir.
Kadırga’da kışların çok sert geçmesi sonucu aşiretin padişaha başvurarak iklimi daha yumuşak bir köy yeri istediği ve Beşikdüzü’nün batısında Ağasar Deresi ile başlayan Yobol ve yöresinin Oğuz aşiretine köy olarak tahsis edildiği de anlatılmaktadır.
Yobol güzel ve iklimi ılıman bir yerdir fakat kalabalık olan Oğuz aşiretine dar gelmektedir. Otlak yoktur. Ayrıca rivayetlere göre aşiret içinde salgın hastalıklar başlamıştır.
Daha geniş ve otlağı bol bir yerleşim alanı için tekrar padişaha giden Oğuz aşiretine, günümüzde üzerinde yaşadığımız ve dört köyün bulunduğu arazinin köy olarak verildiği, Kadırga’nın ise yayla olarak tahsis edildiği anlatılmaktadır.
Trabzon’un fethine Oğuz aşiretinin katılması, Kadırga’nın köy, Kaz Gölü’nün yayla olarak verilmesi, bilahare Yobol’un köy olarak verilmesi ve nihayet bugünkü topraklara yerleşim konularının Topkapı Sarayı arşivlerinde kayıtlı olduğu ifade edilmiştir. Bunların dışındaki bilgiler ise daha çok rivayetlere dayanmaktadır.
Oğuz aşiretinin ilk olarak Anbarlı ve Kutluca köylerinin Oğuz köyüne bakan yamaçları ile Oğuz köyünün bu köylere bakan yamaçlarına, yani Oğuz Deresi vadisine yerleştiği söylenir.
Bu durum doğruysa Anbarlı ve Kutluca köylerinin Oğuz köyünün birer parçası olduğu söylenebilir. Zamanla vadiden düzlüğe çıkarlar.
Aşiret beyinin çadırının bugün Türkelli beldesinin ortasında, belediye binasının bulunduğu yerde olduğu anlatılır. Buranın adı “Kazan Düzü”dür.
Fakirlere ve misafirlere verilen yemeklerin yapıldığı bu düz arazide devamlı yemek kazanları kaynadığı için “Kazan Düzü” adını aldığı ve aşiretin yönetildiği yer olduğu aktarılır.
Yani Oğuz köyünün ilk olarak Türkelli beldesinin olduğu yerde kurulduğu, zaman içinde gerek dışarıdan katılımlar gerekse nüfusun artmasıyla günümüz Resullü, Dolanlı (eski adı Aruz) ve Çakırlı arazilerine yerleşim olduğu anlatılmaktadır.
19. yüzyıl sonlarına kadar tek köy olarak yaşayan Oğuz aşiretinin yönetimi zorlaşınca, muhtarlığın iki yıl Türkelli’de, birer yıl Resullü ile Aruz’da kalmak şartıyla tek köy olarak yönetildiği aktarılmaktadır.
Cumhuriyet’ten sonra Türkelli, Resullü ve Aruz köyleri olarak üç köye ayrılmış; daha sonra Dolanlı ve Çakırlı’nın ayrılmasıyla Oğuz köylü bir belde ve üç köy haline gelmiştir.
Sözlükler ile bilimsel kitap ve makalelerde, Oğuz’a, “oklar” anlamı verildiği gibi terim anlamı olarak da, “Türk boylarının siyasi birliği” anlamı verilmiştir. Türklerin “boy” adını vermiş oldukları terime Araplar, “aşiret” adını vermişlerdir.
Oğuz, “Türk boylarının siyasi birliği” anlamına geldiğine göre “Oğuz Köy grubu, Oğuz’un 24 boyundan Çepni boyuna bağlı küçük bir aşirettir.” diye yapılmış olan tarif yukarıda geçen açıklama ile uyuşmamaktadır.
Trabzon sancağına ait en eski tarihli tahrir defterinde Alahnas, Alayuntlu, Üreğir ve Oğuz köyleri Trabzon sancakbeyinin has köyleri arasında kaydedilmiştir. Bu köylerin çevresinde Çepni obalarına ait bazı köylerin kayıtlı olduğunu dikkate aldığımızda tarihi Oğuz köyünün Alayuntlu, Üreğir ve Çepni gibi küçük obaların bir araya gelerek onlar tarafından kurulmuş olma ihtimali yüksek görünmektedir.
Oğuz köyünü sadece Çepni boyundan küçük bir grup kurmuş olsa idi, bu köye Oğuz adının verilmesine lüzum kalmaz; ona Çepni köyü denirdi. Alayuntlu boyundan bir grup kursa idi Alayuntlu köyü, Üreğir boyundan bir grup kursa idi Üreğir köyü adı verilirdi.
Bu köyü çeşitli Oğuz obalarının bir araya gelerek kurduklarından komşularının ona Oğuz adını vermiş oldukları anlaşılmaktadır.
Osmanlı tahrir heyeti bölgeyi tahrire geldiğinde, o zamanki İnesi köyünün yaklaşık 5 km kadar güneyinde yer alan ve öteden beri Oğuz adı ile anılmakta olduğu anlaşılan Oğuz köyünü “karye-i Oğuz”, yani Oğuz köyü adı ile kaydetmişler, resmi kayıtlara da bu adla geçmeye başlamıştır.
“Bugünkü Şalpazarı-eski adı Ağasar- ve Oğuz kariyeleri olarak iki ayrı tımar olarak değerlendirildiği ve böylece günümüze kadar ulaşıldığı, 1928 yılında Resullü ve Aruz olarak iki ayrı köy ve bilahare Çakırlı köyünün ilavesiyle son durumunu aldığı da rivayet edilmekle birlikte, komşu Ören beldesi ile Kadırga Yaylası yüzünden çıkan anlaşmazlığın halli sırasında Osmanlı Arşivi’nden alınan fermanlar bu rivayeti doğrular niteliktedir.” diye de bazı ifade ve beyanlarda bulunmuşsunuz.
Şalpazarı’nın eski adı Kireç köyüdür. Bu Kireç adındaki köy ile Ağasar Deresi boyundaki köylerin Oğuz köyünden giden aileler tarafından kurulmuş olduğunu tahrir defterleri kayıtlarını takip ettiğimizde görmekteyiz.
Keza Resullü ile Aruz, Kutluca, Korkudan/Korkuthan, Şahmelik, Kalgüney, Ardıçatak ve Kızılüzüm köyleri de Oğuz köyünden giden aileler tarafından kurulan köylerdir.
Ambarlı köyü Oğuz’dan giden aileler tarafından kurulmamıştır.
Eski Görele cemaati ilk zamanlarda bir cemaat iken zamanla çoğalıp bu cemaatten Seyyidî Ahmedli, Vamen ve Anbarlı adlarında cemaatlere ayrılmış, zamanla bu cemaatlerin sakin oldukları yerlerde kendi adlarıyla köyler kurulmuştur.
Onlar da Seyitahmet, Vamenli ve Anbarlı köyleridir. Vamenli köyünün adı zamanla Eminli, Mamenli adlarını almış, 1960 yılında da Çorapçılar adını almıştır.
Osmanlı Arşivi’nde Ören ve Oğuz köyleri arasındaki anlaşmazlığın halline dair fermanlar varsa, o fermanların kayıtlı oldukları defterlerin adları ile numaralarının verilmesi gerekirdi.
Bölgenin tarihi ile ilgili araştırmalar yaparak kitap ve makale hazırlayan tarihçiler bu metodu uygulayıp almış oldukları bilgileri dip notlarında göstermişlerdir.
Siz de sözünü etmiş olduğunuz fermanların kayıtlı olduğu defterlerin adları ile numaralarını verir, okuyucularınızı rivayetlerden kurtarmış olurdunuz.
— Murat Cebecioğlu
Peki tarihçemiz neden güncellendi?
Bu değerlendirme, daha önce yayımladığımız tarihçenin bazı bölümlerinde rivayet ile belgeye dayanan bilgilerin birbirinden yeterince ayrılmadığını görmemize vesile oldu. Bu nedenle güncel tarihçe hazırlanırken, mümkün olduğunca tarihî kaynaklara dayanan bilgiler ile yörede anlatılagelen rivayetlerin birbirinden ayrılması; kesinliği belgelenmemiş bilgilerin ise kesin tarihî gerçekler gibi sunulmaması esas alınmıştır.
Böylece amacımız geçmişte anlatılanları yok saymak değil; Oğuz’un, Resullü’nün ve çevre köylerimizin tarihini daha sağlam kaynaklarla, daha dikkatli ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluk bilinciyle aktarmaktır.
Eski tarihçe de bu nedenle tamamen kaldırılmamış, geçmişte sitemizde yayımlanan metin olarak burada okuyucularımızın erişimine açık bırakılmıştır.

Sözlükler ile bilimsel kitap ve makalelerde, Oğuz’a, “oklar” anlamı verildiği gibi terim anlamı olarak da, “Türk boylarının siyasi birliği” anlamı verilmiştir. Türklerin “boy” adını vermiş oldukları terime Araplar, “aşiret” adını vermişlerdir.
Oğuz, “Türk boylarının siyasi birliği” anlamına geldiğine göre “Oğuz Köy grubu, Oğuz’un 24 boyundan Çepni boyuna bağlı Küçük bir aşirettir.” diye yapılmış olan tarif yukarıda geçen açıklama ile uyuşmamaktadır.
Trabzon sancağına ait en eski tarihli tahrir defterinde Alahnas, Alayuntlu, Üreğir ve Oğuz köyleri Trabzon sancakbeyinin has köyleri arasında kaydedilmiştir. Bu köylerin çevresinde Çepni obalarına ait bazı köylerin kayıtlı olduğunu dikkate aldığımızda Tarihi Oğuz köyünün Alayuntlu, Üreğir ve Çepni gibi küçük obaların bir araya gelerek onlar tarafından kurulmuş olma ihtimali yüksek görünmektedir.
Oğuz köyünü sadece Çepni boyundan küçük bir gurup kurmuş olsa idi, bu köye Oğuz adının verilmesine lüzum kalmaz ona Çepni köyü, Alayuntlu boyundan bir gurup kursa idi, Alayuntlu köyü, Üreğir boyundan bir gurup kursa idi, Üreğir köyü adı verilirdi. Bu köyü çeşitli oğuz obalara bir araya gelerek kurduklarından komşularının ona Oğuz adını vermiş oldukları anlaşılmaktadır. Osmanlı tahrir heyeti bölgeyi tahrire geldiğinde o zamanki İnesi köyünün 5 km. kadar güneyinde yer alan ve öteden beri Oğuz adı ile anılmakta olduğu anlaşılan Oğuz köyünü, “karye-i Oğuz” yani Oğuz köyü adı ile kaydetmişler, resmi kayıtlara da bu adla geçmeye başlamıştır.
“Bugünkü Şalpazarı-eski adı Ağasar- ve Oğuz Kariyeleri olarak iki ayrı Tımar olarak değerlendirildiği ve böylece günümüze kadar ulaşıldığı, 1928 yılında Resullü ve Aruz olarak iki ayrı köy ve bilahare Çakırlı Köyünün ilavesiyle son durumunu aldığı da rivayet edilmekle birlikte, komşu Ören Beldesi ile Kadırga Yaylası yüzünden çıkan anlaşmazlığın halli sırasında Osmanlı Arşivinden alınan fermanlar bu rivayeti doğrular niteliktedir.” diye de bazı ifade ve beyanlarda bulunmuşsunuz.
Şalpazarı’nın eski adı Kireç köyüdür. Bu Kireç adındaki köy ile Ağasar deresi boyundaki köylerin Oğuz köyünden giden aileler tarafından kurulmuş olduğunu tahrir defterleri kayıtlarını takip ettiğimizde görmekteyiz. Keza Resullü ile Aruz, Kutluca, Korkudan/Korkuthan, Şahmelik, Kalgüney, Ardıçatak ve Kızılüzüm köyleri de Oğuz köyünden giden aileler tarafından kurulan köylerdir.
Ambarlı köyü Oğuz’dan giden aileler tarafından kurulmamıştır.
Eski Görele cemaati ilk zamanlarda bir cemaat iken zamanla çoğalıp bu cemaatten Seyyidî Ahmedli, Vamen ve Anbarlı adlarında cemaatlere ayrılmış, zamanla bu cemaatlerin sakin oldukları yerlerde kendi adlarıyla köyler kurulmuştur. Onlar da Seyitahmet, Vamenli ve Anbarlı köyleridir. Vamenli köyünün adı zamanla Eminli, Mamenli adlarını almış, 1960 yılında da Çorapçılar adını almıştır.
Osmanlı Arşivi’nde Ören ve Oğuz köyleri arasındaki anlaşmazlığın halline dair fermanlar varsa o fermanların kayıtlı oldukları defterlerin adları ile onların numaralarının verilmesi gerekirdi. Bölgenin tarihi ile ilgili araştırmalar yaparak kitap ve makale hazırlayan tarihçiler bu metodu uygulayıp almış oldukları bilgileri dip notlarında göstermişlerdir. Siz de sözünü etmiş olduğunuz fermanların kayıtlı olduğu defterlerin adları ile numaralarını verir, okuyucularınızı rivayetlerden kurtarmış olurdunuz. …..