KURAN’DA DİRİLİŞ TASVİRİ
İnsan, günlük hayatın yoğunluğu içinde ölümü çoğu zaman uzak bir olgu olarak algılar. Zamanın akışı, alışkanlıkların yerleşmesi ve dünyevî meşguliyetler; bu gerçeğin düşünülmesini çoğu kez erteler.
Yâsin Suresi’nde bu algıyı sarsan, ölümden sonraki dirilişi açık ve çarpıcı biçimde ortaya koyan bir tasvir yer alır. Sûra üflenmesiyle birlikte insanların kabirlerinden çıkarak Allah’a yönelmeleri şöyle ifade edilir: “Sûra üflenmiştir. Artık onlar kabirlerinden kalkıp rablerine doğru koşmaktadırlar.” (Yâsin 51).
Bu ayet, dirilişin ani ve karşı konulamaz bir şekilde gerçekleşeceğini bildirmektedir. İnsanlar, bu sürece hazırlanabilecekleri bir zaman dilimi bulamazlar. Kabirlerin açılmasıyla birlikte, dünya hayatında göz ardı edilen gerçek bütün açıklığıyla ortaya çıkar ve herkes ilâhî huzura sevk edilir.
Diriliş anı, aynı zamanda büyük bir şaşkınlık ve hayıflanma hâlini de beraberinde getirir. İnsanların bu durumu algılama biçimi bir sonraki ayette şöyle ifade edilir: “Derler ki: “Vay başımıza gelenler! Bizi yattığımız yerden kim diriltip kaldırdı?” (Yâsin 52).
Bu söz, dirilişi inkâr eden kimselerin hayıflanmasını ve şaşkınlığını yansıtmasıdır. Dünya hayatında ahireti inkâr eden veya onu yeterince önemsemeyenler, diriliş gerçeğiyle karşılaştıklarında artık inkâr ettikleri hakikatin apaçık olduğunu göreceklerdir. Bu söz, müminlerin diriliş karşısındaki genel tutumunu ifade etmez. Çünkü iman edenler, dünya hayatında dirilişe inanmış ve ona hazırlanmaya çalışmışlardır.
Müminlerin kıyamet ve diriliş karşısındaki hâli, Kuran’da farklı bir şekilde tasvir edilir. Allah Teâlâ, “Büyük korku onları üzmez; melekler onları, “İşte size vaat edilen gününüz!” diyerek karşılarlar” (Enbiyâ 103) buyurur. Dolayısıyla diriliş, inkârcılar için beklenmedik bir gerçekle yüzleşme ve derin bir pişmanlık anı iken; iman edip salih amellerle yaşayanlar için Allah’ın vaadinin gerçekleştiği gündür.
Nitekim Yâsin 52’nin devamında, hayıflananların sözlerine şu ifade de eklenir: “İşte Rahmân’ın vaat ettiği budur; peygamberler gerçekten doğru söylemişler.” Böylece dünya hayatında reddedilen gerçek, artık inkâr edilemez bir kesinliğe dönüşür. Peygamberlerin uyarılarının hak olduğu anlaşılır; ancak artık imtihan sona ermiş, pişmanlığın amele dönüşme imkânı kalmamıştır.
Kuran, ölümü mutlak bir yok oluş olarak değil, insanın başka bir hayata geçişi olarak ortaya koyar. Nitekim Allah Teâlâ, “Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, ölmeyenleri de uykularında ölmüş gibi yapar” (Zümer 42) buyurarak ölüm ile uyku arasında bir benzetme kurar. Bu benzetme, diriliş sonrasında dünya hayatının insana çok kısa bir süre gibi gelmesini de anlamamıza yardımcı olur.
Kuran’ın bu sahnede Allah’ı özellikle “Rahmân” ismiyle anması da dikkat çekicidir: “İşte Rahmân’ın vaat ettiği budur.” Bu ifade, diriliş ve hesap gününün ilâhî vaadin kesin bir sonucu olduğunu hatırlatırken, aynı zamanda rahmet kapısının dünya hayatında açık olduğunu düşündürür.
Yâsin Suresi’nin bu ayetleri, ahirete imanı soyut bir inanç maddesi olarak bırakmaz; insanı derin bir muhasebeye çağırır. Bir gün herkes kabirlerinden kalkacak ve Rabbinin huzuruna çıkacaktır. O gün kimileri şaşkınlık ve pişmanlık içinde, “Vay başımıza gelenler!” diyecek; kimileri ise Allah’ın vaadinin gerçekleştiğini görmenin huzurunu yaşayacaktır.
Asıl felaket, diriliş günü uyanmak değildir. Asıl felaket, o güne kadar uyanamamış olmaktır. Gerçek akıllılık, büyük uyanışı beklemeden bugünden kalbi diriltmektir. Çünkü pişmanlıkla açılan gözler, hakikati görür… Ama artık değiştiremez.
Bugün; tövbe etmek, Allah’a yönelmek ve ahirete hazırlanmak için hâlâ vakit vardır. Çünkü mümin için diriliş, korkuyla beklenen bir sürpriz değil; Allah’ın vaadine duyulan imanın gerçekleştiği gündür.
(Yararlanılan Kaynak: TDV Kuran Yolu Tefsiri)

