MÜMİNİN ÖLÜMÜ VE AHİRET HAYATI
İnsan için dünya hayatı bir yolculuktur. Bu yolculuğun değişmez sonu ölümdür. Hiç kimse ondan kaçamaz. Mümin için ölüm bir yok oluş değil, geçici dünyadan ebedî hayata açılan bir kapıdır.
Mümin, dünyaya bağlanırken ahireti unutmaz. Ölümün ne zaman geleceğini bilmediği için hayatını Allah’ın rızasını kazanma gayretiyle geçirir. Çünkü gerçek kurtuluş, Allah’ın insanı ateşten uzaklaştırıp cennete koymasıdır: “Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete konulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir.” (Âli İmrân 185).
Mümin ölümü korku ve ümit arasında düşünür. Günahlarından korkar, fakat Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez. İman üzere yaşayan kulları, ölüm anında güzel bir karşılaşma bekler. Melekler onlara: “Selâm size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete” derler. (Nahl 32). Allah’ın, dosdoğru yaşayan kullarına ise şöyle seslenileceği bildirilir: “Korkmayın, üzülmeyin; size vaat olunan cennetle sevinin.” (Fussilet 30).
Ölümle dünya hayatı sona erer, fakat insanın yolculuğu bitmez. Kuran, ölüm ile yeniden diriliş arasında bir berzah bulunduğunu bildirir: “Onların önünde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.” (Müminûn 100) Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de kabri ahiret yolculuğunun ilk durağı olarak nitelendirmiştir. (Tirmizi).
Sonra sûra üflenir ve bütün insanlar yeniden diriltilir: “Sonra ona bir daha üflenir; bir de bakarsın ki onlar ayağa kalkmış, bekliyorlar.” (Zümer 68). O gün mal, makam, şöhret ve güç insanı kurtaramayacaktır. İnsan, dünyada yaptıklarıyla baş başa kalacaktır. Gerçek kazananlar ise iman edip Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır: “Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.” (Yunus 62-64).
Mümin, amel defterinin sağından verilmesini ümit eder. Kitabı sağından verilen kimsenin sevinci Kuran’da şöyle anlatılır: “Alın kitabımı okuyun! Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.” (Hâkka 19-20). Bu, dünyadaki imanının, sabrının, ibadetinin ve iyiliklerinin karşılığını görme anıdır.
Ahiret yolculuğunun sonunda mümini cennet beklemektedir. Allah şöyle buyurur: “İman edip salih amel işleyenleri, altından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî kalacaklardır.” (Nisâ, 57). “Orada hiçbir yorgunlukla karşılaşmayacaklar. Oradan çıkarılmaları da söz konusu olmayacaktır.” (Hicr 48). Fakat mümin için en büyük nimet yalnızca cennet değil, Allah’ın rızasına kavuşmaktır. Çünkü “Allah’ın hoşnutluğu ise hepsinden daha büyüktür.” (Tevbe 72).
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de Allah’a kavuşmayı seven kuldan söz etmiş ve Allah’ın da kendisine kavuşmayı seven kulunu sevdiğini bildirmiştir. (Buhari, Müslim). Mümin ölümü sevdiği için değil, ölümden sonra Rabbine kavuşacağına inandığı için ahirete umutla bakar.
Bu inanç, onun dünya hayatını da güzelleştirir. Namazını önemser, kul hakkından sakınır, anne-babasına iyilik eder, muhtacı gözetir, dilini kötülükten korur ve insanlara merhamet eder. Günah işlediğinde tövbe eder; Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.
Ölüm kaçınılmazdır. Bir gün dünyadaki yolculuk sona erecek ve insan dünyadan malını, makamını ve şöhretini değil; imanını ve amellerini götürecektir. O gün mümine şu ilahî hitabın yöneltilmesi ne büyük bir mutluluk olacaktır: “Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön. Salih kullarımın arasına katıl. Cennetime gir.” (Fecr 27-30).
Mümin, ölümden korkarak hayatı terk etmez; ölümü hatırlayarak hayatını güzelleştirir. Çünkü güzel bir ölüm, Allah’ın rızası için güzel yaşanmış bir hayatın sonudur.
Ne mutlu dünyada Allah’ı unutmayan, ölüm geldiğinde O’nun rahmetine kavuşmayı ümit eden ve ahirette O’nun rızasını kazanan mümine! Onlara selâm olsun…
(Yararlanılan Kaynaklar: TDV Kuran Yolu Tefsiri, Diyanet-Hadislerle İslam)

