MA’RUF VE HASBÎLİK
İnsan, dünya hayatında yalnızca kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve mutluluğunu sağlamak için yaşamaz. İyilik yapmak, gönüllere dokunmak ve çevresine faydalı olmakla da sorumludur. İslam, iyiliği yaymayı, insanlara merhametle yaklaşmayı ve güzel davranışlarda bulunmayı öğütler. Ma’ruf ve hasbîlik, bu anlayışa yön veren iki önemli değerdir.
Ma’ruf; aklın ve dinin güzel gördüğü, insanlara fayda sağlayan, iyiliği ve huzuru güçlendiren söz ve davranışlardır. Güzel söz söylemek, ihtiyaç sahibine yardım etmek, haksızlık karşısında hakkı savunmak ve insanlara adaletle davranmak marufun örneklerindendir. Bazen bir dertliyi dinlemek, bir gönlü sevindirmek veya küçük bir iyilikte bulunmak bile insan hayatında derin izler bırakabilir.
Yüce Allah, Âli İmrân suresinin 104’üncü ayetinde iyiliği emretmeyi ve kötülükten sakındırmayı, Nahl suresinin 90’ıncı ayetinde ise adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Bu ayetler, iyiliğin müminin hayatında önemli bir sorumluluk olduğunu göstermektedir.
Hasbîlik ise; dünyevî bir çıkar gözetmeden, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla hareket etmektir. Hasbî insan, yaptığı iyilik karşılığında övgü, teşekkür veya menfaat beklemez. İnsanların kendisini takdir edip etmemesine göre davranışlarını değiştirmez. Çünkü asıl amacı insanların beğenisini değil, Allah’ın rızasını kazanmaktır.
Kuran-ı Kerim’de bu anlayış, İnsan suresinin 8 ve 9. ayetlerinde etkileyici bir şekilde anlatılır. “Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. (Ve şöyle derler) “Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz. Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz.” Bu ifadeler, hasbiliğin özünü ortaya koyar.
İyiliğin değerini belirleyen hususlardan biri de onun samimi bir niyetle yapılmasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Ameller niyetlere göredir” buyurarak niyetin önemine dikkat çekmiştir. (Buhari, Müslim).
Ma’ruf ve hasbîlik birbirini tamamlayan iki değerdir. Ma’ruf, yapılması gereken iyilikleri gösterirken; hasbîlik, bu iyiliklerin hangi niyetle yapılması gerektiğini hatırlatır. Bu nedenle insan, yalnızca davranışlarına değil, niyetine de dikkat etmelidir. Bir iyiliği teşekkür edilmek için mi, yoksa Allah’ın rızasını kazanmak için mi yaptığını zaman zaman kendine sormalıdır. Çünkü samimiyet, insanın hem davranışlarında hem de niyetinde kendini gösterir.
Ma’ruf ve hasbîlik; aile hayatından iş hayatına, komşuluk ilişkilerinden toplumsal sorumluluklara kadar her alanda yaşanmalıdır. Anne babaya hürmet etmek, çocuklara şefkatle yaklaşmak, komşunun derdiyle ilgilenmek ve işi dürüstçe yapmak bu değerlerin günlük hayattaki yansımalarıdır. İnsan, görevlerini Allah’ın rızasını gözeterek yerine getirdiğinde hayatına anlam katar.
İyiliğin zaman zaman karşılık hesabına dönüştüğü günümüzde hasbilik daha da önem kazanmaktadır. İyiliklerin başa kakılmadığı, insanların birbirine güven duyduğu ve yardımların samimiyetle yapıldığı toplumlarda sevgi ve kardeşlik güçlenir. Buna karşılık yapılan iyiliği başa kakmak ve karşılık beklemek, iyiliğin güzelliğine zarar verir.
Hayatımızı anlamlı kılan yalnızca geride bıraktığımız maddi eserler olmadığı unutulmamalıdır. Gönüllerde bıraktığımız güzel izler, giderdiğimiz sıkıntılar ve Allah rızası için yaptığımız iyilikler de hayatımızın gerçek kazançlarıdır.
Bazen güzel bir söz, bir insanın kalbinde yıllarca yaşar; karşılık beklemeden uzatılan bir el, bir başkasına yeniden umut verir. Ma’ruf ve hasbîlik, bu güzellikleri çoğaltarak hem kendi hayatımızı anlamlı kılar hem de çevremize fayda sağlar.
Sonuç olarak ma’ruf ve hasbîlik, insanın hayatına yön veren önemli ahlaki değerlerdir. Mümin, iyiliği hayatının bir parçası hâline getirmeli ve bunu yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapmalıdır. Böylece hem kendi hayatını güzelleştirir hem de çevresine fayda sağlar.
(Yararlanılan Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Kuran Yolu Tefsiri, Diyanet-Hadislerle İslam)

